Hey, şu lanet olası tuvalet nerede dostum?

22 Kasım 2012, 14:04 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Hayatımın son dönemlerini düşündüğümde uçtuğum uçaklar evimden daha iyi bildiğim yerlerdir. Evde üstüm başım nerede bilmem ama uçaktaki tüm olağan ve acil durum malzemelerinin yeri aklımdadır mütemadiyen. Gözümü bağlasan ne nerede bulurum hani.

Uçağın inmesine yarım saat kala gibi bir zaman var. Telaşlıyız tabii. Her yeri toparla, düzenle, yerleştir, temizle derken robot gibi işliyor ellerimiz.

O unit*, bu trolley** eğilip kalkarken bir yolcu geldi. Başımı kaldırdım “tuvalet için bekliyorsanız şu an dolu isterseniz arkadaki tuvaletleri kullanabilirsiniz” dedim.

“Ha? Öyle mi?” dedi şaşkınlıkla. “Nasıl gideceğim? Dümdüz mü?” diye sordu dümdüz koridoru işaret ederek. Çınnn etti kulağım. Bir an mavi ekran olduğumu hatırlıyorum. Ah be yolcum ne yaptın ya?!

“Evet hiç sapmadan dümdüz arkaya gidiyorsunuz.” dedim nasıl bir surat ifadesiyle gülümsediğimi bilemeden. Orada kime sorsanız gösterir..

Arkasından şöyle bir baktım acaba bulabilecek mi diye oysa ne merdiven görünüyordu ufukta, ne sağa sola sapacak koridorlar. Kaybolman imkânsız dostum, dümdüz uçak işte! Tamam tamam kimse uçaktaki tuvaletin yerini bilmek zorunda değil de bulunduğun mekânı algılamak diye bir şey var. Hani zaman-mekân-uzam.. Yani belki boş bulunup paralel evrene de sıçramış olabilir kendisi..   Tez zamanda inmeliydik, tez zamanda inmeliydik! Bir saatten sonra oksijensiz kalan beyin hücreleri it oynamış yonca tarlasına dönüyor. 

*Unit: Hosteslerin çalıştığı mutfaklarda (galley)  yer alan metal dolaplar.

**Trolley: Uçakta yiyecek, içecek, duty free vb. servisler için kullanılan tekerlekli araç.

Can Yeleği!

20 Kasım 2012, 03:32 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Uçuşta meydana gelebilecek bazı acil durumlar ve uygulanması gerekenler var ki ‘yok arkadaş bu iş olmaz’ diyorum. Bunlardan biri, olur da uçak acil bir şekilde suya inmek durumunda kalırsa nasıl davranılması gerektiği.

Uçağa binildiğinde yapılan ya da gösterilen güvenlik demosunda acil bir durumda can yeleklerinin uçaktan çıkıldığında şişirilmesi gerektiği belirtilir. Ancak çoğu kişi bu ayrıntıyı dinlemez. Ve şüphesiz yolcuların büyük bir kısmı suya inme, çarpma anında o can yeleklerini, boyunlarından geçirdiği gibi şişerecektir. Bunda elbette yaşanan paniğin de etkisi olacaktır ancak eller o şişirme iplerine gidecektir.

Peki sonra?

Uçağın ana kapıları ile kanat üstü acil çıkış kapılarını düşündüğümüzde, kanat üstü çıkış kapıları diğer kapılara göre küçüktür. Uçağa binenler bilecektir. Bu kapılardan can yelekleriyle çıkmak çok çok zordur. İmkansız diyeceğim, olmayacak. Uçak suya inmiş, insanlar paniklemiş, hepsi yeleklerini şişirmiş, birbirlerini eze eze cücük kadar yerden çıkmaya çalışıyor. Evet böyle düşününce durum imkânsızlaşıyor.

Ana kapılara gelirsek, arka ana kapılar normal bir suya iniş hâlinde ilk olarak batacak bölge olacaktır. Öncelikle kullanılması gereken kanatüstü acil çıkışlar ve ön ana kapılardır.

Ön kapıda da uçak içindeki panik hâli düşününce kapılardan çıkmak kolay olmayacaktır. Ayrıca yapısal olarak uçakta bulunan can yelekleri denizdeki simit gibi değildir. Serttir, hareket etmeye pek imkân vermez. Şişirildiğinde kafayı yukarı doğru çeker ve sıkıca sarar, sıkıştırır. Yüzmek bile pek kolay değildir. Amaç sadece su üzerinde kalmaktır.

Air Seychelles şirketinin eğitiminden bir kare

Ve başka bir planda, uçağın parçalandığını ve içine su girdiğini düşündüğümüzde, yeleğini içeride şişirmiş olan yolcular suyun üstüne, dolayısıyla uçağın tavanına doğru çekileceğinden dalıp da çıkışa doğru ilerleyemeyeceklerdir.

Nereden mi biliyoruz?

Bkz. Etiyopya Havayolları 961 numaralı sefer. Bir uçak kaçırılma olayıdır ve uçak suya iner. Can yeleğini şişirmiş olanlar ne yazık ki uçakta sıkıştığından çıkamazlar. Şişirmemiş yolcuların çoğu uçak çıkabilmiş ve sağ olarak kurtarılmışlardır. Çoğu diyorum, çünkü can yeleğini şişirmeyen ve kemerini de bağlamamış olan korsanlarla yolcular uçak çarptığında başlarını ve bedenlerini vurarak hayatlarını kaybetmişlerdir.

Bkz. 23 Kasım 1996 Komorlar Uçak Kaçırma Olayı

National Geographic’in ilgili Air Crash Investigation belgeselini seyretmek için:

Bir gün uçak içinde yürüyorum. Bir baktım adamın biri almış can yeleğini kucağına koymuş oturuyor. Gittim yanına, “Beyefendi can yeleklerinin acil durumda alınması gerekiyor. Ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordum.

“Bir şey olursa hemen şişirmem gerek ama” dedi.

Al işte. “ Güvenlik için yaptığımız demoda can yeleklerinin uçaktan çıktıktan sonra şişirilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Uçak içinde şişirmeniz sadece sizi engelleyecektir ve doğru bir hareket olmayacaktır. Şu an her şey yolunda, herhangi bir sorun yok ayrıca olağan rotamızda deniz ya da göl de yok pek. Rahat olun lütfen..”

Ama biliyorum ki o kafa “Ben şişireyim de ne olur ne olmaz” diyecektir. Bunu uçağın çoğu diyecektir. O sebeple uçağın önünden arkasına doğru bakıp suya inişi ve yolcuları hayal ettiğimde hemen itekliyorum bu düşünceyi aklımdan.

Özetle, can yeleklerini şişirmek gerektiğinde, uçaktan çıktıktan sonra şişiriniz!

Belirtmek isterim ki bunu yazmamdaki sebep uçak korkusunu tetiklemek ya da buna sebep olmak değil, neden uçak içinde şişirilmemesi gerektiğini açıklamaktır. Hani şöyle kalıversin aklınızın bir kenarında.

Her Yol İstanbul’a Çıkar!

10 Kasım 2012, 23:55 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Uçağa yolcu alımı tamamlanmak üzere, sayım yapılıyor ancak 1 fazlamız var nereden kaynaklandığı bulunamıyor. Operasyon görevlilerindeki biniş kartları tamam, evraklar tamam. Uçak gecikmeye girdi. Herkesin biniş kartını kontrol etmemiz gerek. Yolculuk İstanbul’a ve aynı saatlerde başka bir havayolu da İstanbul’a sefer düzenliyor. Karışıklık olma ihtimali her daim baki.

Başladık kontrole..

Ve tahmin edildiği üzere bir adet başka havayolundan bilet almış yolcu var  uçakta.

“Beyefendi uçağımıza hoş geldiniz ancak siz, biletinizi başka bir havayolundan almışsınız. Sizin uçağınız yan tarafta bulunuyor şu an. Acilen uçak değiştirmeniz gerekiyor.”

“Öyle mi? Siz nereye gidiyorsunuz?”

“İstanbul’a”

“E ben de İstanbul’a gidiyorum.”

“Doğrudur tabii ki beyefendi ama sizin biletiniz UçanKüheylan Havayolları’ndan değil, Petlasjet’ten.  Bu sebeple..”

“Ya işte her ikisi de İstanbul’a gidiyormuş. Saatler de aynı. Ne fark eder yahu ha o uçak ha bu uçak”

“Operasyonlar bu şekilde gerçekleşmiyor yalnız beyefendi.”

Dolmuş mu yahu bu? Kamil Koç’tan bilet alıp Nilüfer Turizm’le gidebilmiş midir acaba şimdiye dek? Aaaaa hiç telaş etmiyor arkadaş. Rahata bak. ‘A yanlış olmuş du bi ineyim’ demek yok.

“Beyefendi yalnız bavulunuz varsa şu an diğer uçağa yüklenmiştir, büyük karışıklıklara sebep olur ve güvenlik açısından bu şekilde seyahat edemezsiniz. Bilet aldığınız uçağa binmeniz gerekiyor.”

Diğer yolcular da yaşanan bu gecikmeden ötürü söylenmeye başlayınca, çılgın yolcu aldı eline torbasını kalktı yerinden.

 

“Aman ya amma dert oldu şimdi buradan in oraya bin offf!!”

 Haydi bir zahmet! Oyh!

Yaşanan gecikmeden dolayı özür diler iyi uçuşlar dileriz!

Ne biçim havayolu ya, niye geciktik ya?!?

Ben ne yapayım yeaaaa? Ben mi bindim yanlış uçağa, ben mi bakmadım uçağın üstünde kocaman yazan adına, elimdeki bilete? Ben mi inat ettim inmeyeceğim diyeeee ben mii?!?! Uçağın suçu ne ayrıca?! Havayolunun suçu nee?!?! 

3 Gram Oksijen Çek!

09 Kasım 2012, 03:34 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yolcular bindi, güvenlik demosu yapıldı, uçak kalktı, servis yapıldı..

Ön sıralarda oturan bir yolcu çağırdı. Annesi babasıyla oturan 20 yaşlarında bir genç.

“Anneme oksijen verin” dedi.

Hö? Anneye bakıyorum duruyor öyle. Kötü değil gibi ama?

“Nesi vardı? Ne oldu?” diye sordum.

Baba araya karıştı, elini üstteki panellere uzatarak “E gösteriyorsunuz o kadar oksijen falan, verin işte hadi” dedi.

İsyeeaaaann!

“Beyefendi gösterdiğimiz üzere, o oksijen sadece acil durumlarda kullanılıyor. Hanımefendinin nesi vardı yardımcı olmaya çalışayım. Var mı bir hastalığı, kullanması gereken ilaç?”

“İşte acil durum var. Nefes alamıyor!”

Teyzem gayet iyi görünüyor. İkisinin ortasında oturmuş, etrafa bakınıyor. Eğildim teyzenin yanına.

“Hanımefendi iyi misiniz?”

“He iyiyim”

“Değil değil” dedi oğlan “Daraldık ver artık şu oksijeni de takalım rahat edelim”

 Kes de ver oksijeni kadın! Bu ne yahu, içelim güzelleşelim der gibi. Bakkaldan ekmek istiyor sanki! Laf anlatmak mümkün değil. Oksijenle ne gibi hayaller kuruyor acaba? İki nefes alıp koridorda halay mı çekeceğiz? Hobaa! Haydi 8C sen de katıl!

 “Bakın beyefendi, o oksijen acil durumlar için kullanılıyor ve uçakta şu an herhangi acil bir durum söz konusu değil. Hanımefendi iyi olduğunu söyledi. Havalandırmalarınızı da açtım. Rahat olun lütfen. Hanımefendi nefes alamayacak olursa ben yardımcı olacağım size.”

 “3 gram oksijen istedik yani!”

 Aaaaaaaaaaaaaaaa!

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: