Elazığ’a gidecekken kendini Ukrayna’da bulmak!

28 Aralık 2012, 01:26 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hayat bu, plan yapmaya gelmiyor, hangi saat nerede olacağını bilemiyorsun. Hele havacılık dünyasında hiç bilemiyorsun. Söz vermeyeceksin, giderim demeyeceksin, akşam şu saatte evde olacağım demeyeceksin, uçuşum ne de olsa öğleden sonra sabahtan da şu işimi halledeyim demeyeceksin. Eğeceksin başını, elinde telefon oturacaksın.

Ben de bir kış günü, haftalar öncesinden planlanmış olan bir İstanbul-Elazığ uçuşu yapacağım. Sabah 04.30 gibi evden alınacağım, akşam da 17.00 gibi dönmüş olacağım. Sonrasında da benim uçuş programımdan dolayı sürekli ertelenen bir yemeğe davetliyiz. Her şey yolunda, havalimanına geldim, ekiple toplandık, Kaptan geldi vs. ama teslim alacağımız uçak gecikmedeymiş. Biz de bekliyoruz. Zaten canım sıkıldı, gözüm sürekli saatte yetişebilecek miyim diye. Sonra ekip planlamadan bir haber uçuverdi: “Gecikmeden dolayı sizin uçuşunuzu başka bir ekip yapacak, siz de Ukrayna uçuşunu yapacaksınız.”

Haydaaaaa!! Başımdan aşağı kaynar sular… Ya ama nasıl olur, off!! Akşam, yemek, plan, dostlar, özlem, beklenen sohbet.. Sinir, sıkıntı, üzüntü içinde bir telefon açılır:

“Dostlar size afiyet olsun ben Ukrayna’ya gidiyorum..”

“Hö?”

“Beni bugün de beklemeyin! Çok üzgünüm.”

“Yaaaa neden ama, kaç zamandır planlıyoruz yine mi olmadı?!”

“Evet bu da gol değil, yine olmadı…”

“Kaçta inecek uçak?”

“Her şey yolunda giderse gece yarısı evde olurum artık” Ağladım ağlayacağım…

derken Kaptan geldi bilgi vermeye:

“Arkadaşlar, uçuşumuz malum, hava şartları malum. Geçtiğimiz hafta boyunca bu alana iniş yapılamadı bir türlü, her defasında geri döndük bakalım bugün neler olacak göreceğiz.”

Hı hı, evet çok güzel. Gerçekten şahane!  Saat olmuş öğlen ben kalkmışım sabahın 4’ünde, daha işe başlamadan bitmişim zaten.

Hayattan umudu kesmiş biçimde bekledim, saat geldi kalktık gittik. Belki inemeden dönersek erken giderim gibi hesaplar yapıyorum. Derken ‘İnişe 10 dk’ uyarısı ve teker yerde. Evet süper! Uçsuz bucaksız kardan bir düzlüğe iniyoruz. Etrafta ne bina görüyorum, ne insan. Bir iki yapraksız ağaç, uzaklarda havalimanı binası. Körük yok, uzakta bir yerde açıkta bekliyor uçak. Birkaç ülkede olduğu üzere, burada kapıya operasyon görevlilerinin yanı sıra asker geliyor. Kalpaklı bir tanesi de bitiverdi yanımızda. Hava buzz! Tükürsem donacak.. Ama neden tükürüyorum ben de bilmiyorum. Merdivenlere çıktım, üzerimdeki zıldırızop üniforma ile ensemden kuyruk sokumuna doğru çıtır çıtır donma sesi duymaya başladım sanki. Zaten daha öteye de gitmek yasak. Asker donuk gözlerle bize bakıyor. 

Adam İngilizce bilmiyor, ben Rusça… “Al kardeş sana çay vereyim” dedim. “Ne diyor bu yahu?” diye soran gözlerle bana bakıp elimdeki çay bardağını görünce gözünün buzu eridi. 

Dostum sor bakalım geliyor muymuş yolcular? Ama kime diyorum tabii. Elf gözü de yok ki uzaktaki cücük kadar binada hareketlilik var mı anlayayım. Ekip de takılıyor kendince sohbet muhabbet. İşimiz gücümüz bekleyenimiz var, hadi hareket biraz. Türkiye sıcak, haydi gelin de gidelim. 1,5 saat kadar bekledik sanırım. Sonra bir grup yolcu geldi, 20 dk sonra başka bir grup en son 4 kişi derken  bayılmışım…

Neyse işte toplaştılar nihayet de “Acaba kalkabilecek mi uçak? Hava da kötüleşiyor mu ne?” hisleri sardı bir an ama zıplayarak terk ettim o düşünceleri de. Sakin geçti uçuş, döndük İstanbul’a. Haber geldi o sıra: ‘Sizi İzmir’e çekeceğiz.’

Çek kuzum çek, zaten olmuş akşam. İster Kiribati’ye çek, ister Kamçatka’ya fark etmez bu saatten sonra. 

Neyse alanda İzmir uçağını bekliyorum bu sefer. Ekranda bir uyarı. 1 saat gecikme. Aldım elime bir mendil halay çekeceğim bekleme salonunda. Ben kaçta kalktım? 04.00. Saat kaç? 23.00. Hobaaaa, haydi hep beraber. 

Mesaj yolladım arkadaşlara: Ben kahvaltıya bile yetişemiyorum. Sağlıcakla kalın!

Reklamlar

4 Yorum »

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

  1. “Kar yolları kapadı” deyip ortadan kaybolunca, hakikaten bir yerlerde mahsur kaldınız sandım…Neyseki dönmüşsünüz 🙂
    Yazdıklarınızı okurken bir yandan gülümsedim ( üslubunuzdan dolayı), bir yandan da “yok artık Lebron James” diye geçirdim içimden…Bizde zamanında işe diye çıkıp ertesi gün eve döndük ama bir telefonla olmazdı bu genelde; sırası, günü, zamanı belliydi. Ama bu nedir ya, bu nasıl bir zihniyet, bu nasıl bir insan suistimalidir?..”Bu durum kabin memurluğunun doğasında var, güzel öld…pardon , gezdiler” diye bir açıklama da yapılabilir tabii, ki başka mesleklerde telef olanlar için yapılmıştır da bu topraklarda…Vallahi bana öyle geliyor ki, siz daha çoook savrulacaksınız sonbahar yaprakları gibi..:))

    • 🙂 Teşekkür ederim…
      İş yoğunluğu bu şekilde olunca bir yerlerde mahsur kalmış gibi oluyor zaten 🙂 Klavyeye basacak güç bulamıyor insan.. iş saatleri bir hayli anormal oluyor haliyle. Çok ayrıntılı yazamadım tabii fakat görev süresi, uçuş süresi, pass uçuşlar gibi farklı iş saatleri söz konusu. Zaten bir de yatılar olunca günlerce eve gelmeden geçiyor zaman 🙂 Ayrıca bu iş programı karşısında Lebron James dememek çok zor 🙂
      Havacılığın, kendine ait bir kanunu olmayınca çalışma saatleri ayarlamaları bazen insafsızca kullanılabiliyor. Bu işte çalışan kişinin de bütün bu durumu topyekün kabul ettiği varsayıldığından ölse bile ‘durumun ciddiyeti ve riskinin farkında’ olarak ölüyor. Tez zamanda daha umut verici ortamlara savrulmayı ümit ediyorum 🙂

  2. Okurken “yaşamış gibi” oldum resmen..
    Bir şehirde “öğrenci” başka bir şehirde “öğretim görevlisi” olduğum ve zaman benim nazarımda çok kıymetli olduğu için bu iki şehir arasında sürekli havayolunu tercih ediyorum. Haliyle de meslektaşlarınızı, aklımda sizin yazdıklarınızla birlikte yorumlama fırsatım oluyor. Cidden keyifli-tecrübeyle dolup taşan ama bi o kadar da zor bi mesleği icra ediyorsunuz. Sanırım sizin meslek grubunda eş-dost-aile tarzı yapılanmaların olmamasını istiyor üstleriniz:)
    Umuyorum ki herşey çok daha iyi olur sizler için.
    Teşekkürler^^

    • Selamlar,

      Öncelikle yorumunuz için çok teşekkür ediyorum 🙂
      Yazdığım tarzda hatıralar açısından keyifli, hareketli ve değişken olması açısından keyifli ancak yine aynı şekilde insanlarla bir arada olmak, düzensiz olmak, plansız olmak, istediğin zaman istediğin yerde sevdiklerinle beraber olamamak açısından da zor ve yorucu. Ve bu düzensizlik üst üste geldiği zaman, belki bir iki ay sürekli olarak planlar ertelenmek durumunda kalınca insan ağlamaklı ve isyankâr noktalara geliyor işte 🙂
      Bizim şirkette çocuk, evlilik gibi katı kurallar yoktu ancak birçok şirkette mevcut. Hatta sözleşmelerde 3 yıl 5 yıl boyunca evlenmemek, çocuk doğurmamak gibi şartların altına imza atılıyor. Zor karar ve koşullar..


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: