Terminator: Cabin Crew Chronicles

13 Ağustos 2013, 14:22 | Kabin Memurluğu, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Evden çıktığımda saat akşamın yedisi, gece uçuşuna gidiyorum, sabah 8’e doğru bitiyor. Gece Almanya, sabah da yurtiçi uçuşu var. İlk iki bacak Türkiye ziyaretine gelen ya da ziyaretten dönen çılgın Türklerle boğuştuk. Bu tür uçuşlara Rocky misâli hazırlandığımdan kendimden emin dalıyorum kabine tabii ki. Meselâ, koridordaki küçük homo sapienslerin üzerinden başarıyla atlamalarımı, uçuş dışındaki 110 metre engelli koşu çalışmalarıma, sırtımda tomruklarla dağ tırmanışlarıma borçluyum. Ayrıca her türlü çelme, dirsek ve benzeri ataklara karşı savunmalarım Super Mario, Mortal Kombat ve River Raid’ten kalma refleksler hep. Temelim sağlam!
Mola verildiğinde köşeye çekiliyorum, bir arkadaş terimi silerken, bir arkadaş masaj yapıyor, diğeri kahve ikmâli, amir de motive edici sözler söylüyor, hoop ringdeyim yine. Yarı finale dek kahramanca savaştım bu şekilde. Güneş doğduğunda artık yorgunluk çöküyor üzerimize fakat Türkiye’de günü yeni başlayan yurdum insanı bizi de kendi gibi görüyor tabii. Yolcuları almadan önce uçaktan çıkıp biraz nefes almaya çalışıyorum körüğün kenarında.  15 saniyelik bu şahane oksijen alımından sonra körükten uçağa doğru gelen yolcuları nedense Allah Allah sesleriyle üzerime geliyormuş gibi hissediyorum ve her şey ağır çekimde ilerlemeye başlıyor o an. Fragmanlarda yaşıyorum.

This summer…

Kafamı arkaya çeviriyorum operasyonun sesi yankılanıyor “Uçak full amirim” Uçak full amirim, full, full, fuuull.. “Yoooo..” diye bağırıyorum,

One man…

Ekiple göz göze geliyoruz.

One mission…

Gardımızı düşürmemeliyiz. Gözlerimi hafifçe kısıyorum. Eteğime, bir cııırt sesiyle yırtmaç yapıyorum yanından, gömleğin kollarını sıvıyor, fularımı başıma bağlıyorum.

But only one man can save the world!

O sırada arkamda bomba patlıyor ve dönüp bakmadan karizmatik bir biçimde yürüyorum.

Terminator: Cabin Crew Chronicles

O sırada omzum, sert bir şekilde dürtülüyor.

“Kardeş şu bavulu koyuver yukarı!”

Çok yakında sinemalarda!

Zamanda kayarak yeniden kabine dönüyorum. Dürtmede ustalaşan yolcular omzuma zaten mor bir çiçek dövmesi yapmışlardı, bu hanımefendi de sapını yaptı sağ olsun. Böbreklerim üzerindeki hatıralarımdan henüz bahsetmedim. Bacım o zaman morartmayacaksın oramı buramı, ben de sağlam kollarla yardımcı olacağım sana. Kulaklarım duyuyor şükür henüz. 

Son bagaj kapağı kapatılıyor, ok’ler veriliyor, kalkış pozisyonları, servis derken bir bakıyorum son bacak bitmiş. Yine Allah Allah sesleriyle inmeye çalışıyor insanlar. Hepsi birden ayağa kalkınca kapı daha çabuk açılacak zannediyorlar sanırım. Artık sadece dik duruyormuş gibi yapabiliyorum, hoşçakalın demeye dilim dönmüyor. Ve son yolcu yaklaşıyor elinde evrak çantasıyla:

“Sizin iş de ne güzel ya, Adana’dan İstanbul’a gel hoop bitti! Hehehehe..”

Gelsene sen şöyle!

……

..

..

.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: