İdeal Gazlar, Mineralli Sular

24 Şubat 2016, 17:26 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , , , ,

Yağmurun sicim gibi yağdığı, şimşeklerin bulutların arasında halay çektiği günlerden bir gün, bir uçak yolcuyla birlikte yerden epey yüksekte tıngır mıngır gidiyorduk. Masumduk, mutluyduk. “Uçak neden sallanıyor?” diye soran bile yoktu. Huzur 37.000 feette. Üniformam temiz, zihnim berrak, bulutların üzeri aydınlık, ekip güler yüzlü, iletişim güzel.

Ekipten biri “Bir Kabin Memurunun Maceraları diye bir blog var. Gördün mü hiç? Çok komik. Onunla uçsak ya, eğlenceli biri gibi,” dedi.

Aşkolsun ben eğlencesiz miyim? 
Hiçbir şeyim yok ama taş gibiyim, en çok adamdan adam gibiyim, diye başlayıp Michael Jackson çığlığı ile bitiriyorum dansımı. Bu hareketle birlikte ekip de gaza gelince pasodoble yaparak servise başlıyoruz.

Al sana, al al al! Al tut bakalım! Hoppaaaa!

Ve ta daa! İkoncan bir abla, rakibini çağıran Bruce Lee gibi bir el hareketiyle ‘Gel gel!’ diye çağırıyor beni. Annemiz babamız yapmadı böyle be!

Huzur 37000 ft vs. Ego 37000 ft.

He canım söyle! “Buyurun?”
“Bu su bozulmuş canım.” Hadi canım?! “Bana düzgün bir su verir misin?” Suyu bir hışımla ittirdi bana. Uzatmadı, ittirdi, attı.

“Yolcumuza düzgün su vermeyen damacana hanginiz?” diye döndüm ekibe.
Tamam tamam ciddi oluyorum. Açılmamış suya, neresi bozuk acaba diye baktım, inceledim. Cevap Mineral Hanım’dan geldi:
“Şişmiş bu su, bozuk!”

Artık nasıl bir enerji yayıyorsan suyun bile içi şişmiş be bacım.

“Hanımefendi basınç farklılığı sebebiyle böyle oluyor, bozuk olduğu için değil.” 
“Dalga geçiyorsunuz herhalde!”

Hı hı evet, hepimiz bunun için uçmuyor muyuz?

“Konserveyi bilirsiniz.” Bilirim. “Böyle almayın derler.” Hmm…

Yalan dolan dolu sözlerinle, deli deli bakan gözlerinle, beni beni dertlere salan kimdi, kimdi?!

Konservelerin karada satıldığından, ambalaj farkından bahsettim, ellerimle kalp yaptım, cebimden tavşan çıkardım. Birkaç farklı su hatta başka yolcunun açılmamış cipsini gösterdim. İnanmazsa arka galleyden kara tahtamı getirip fizikokimya anlatacağım:
Sevgili Mineral Hanım,
İdeal gaz kanununa göre sıcaklığın sabit olduğu bir ortamda, basıncın azalması durumunda hacim artacaktır. Bavulunuzda patlayıp kıyafetlerinizi nemlendiren kremleriniz de aynı kanuna bağlı olarak hayatını sürdürmektedir. Bu sebeple içinizi ferah tutun, sağlığınız için de havada ve karada bol bol su için. Sevgiler, Robert Boyle-Edme Mariotte

boyles_law_animated

Yolcumuza değer veriyorum çünkü. Mucuk!

Bilgiyi sindirme ve değerlendirme sürecinde ben de dudak kaslarımı çalıştırarak zamanımı boşa harcamadım.

“Yine de bunu içmek istemiyorum, başka su verir misiniz?” diye sonuçlandı değerlendirme.

Kahır, keder, dert hepsi sende, kalmadı sabır tükendi bende, dayanamam, çekemem of bitti bitti, bitti…

“Tabii!” Seni mi kırayım? Çeşnicibaşı gelip sizden önce bir yudum alsın isterseniz. Yine aynı basınç ve sıcaklık altında duran başka bir su verdim. İçine sevgimizi ve fazladan mineral kattım. Su incelendi, tartıldı, ölçüldü ve kabul edilebilir bulundu.

“Tamam canım bu daha iyi!”

Peki cınım o zaman, afiyet olsun. Mineraller beslesin, bedenimiz idrak ile dolsun.
Azıcık sonra yanından geçerken yeniden seslendi. “Hah!” dedim, “Suyun sertliğini beğenmedi.”

“Su kötü değilmiş, yordum seni de…”

Hadi canım sen de olmaz ki böyle! Küsen kızan kıran kimdi söyle?!  Tarkan dönüyor çılgınca zihnimde. Kırdın beni diyorum. Kırdın! Beni beni Bihter’ini!

Taam taam affettim, haydi gönlünce iç.

Uçağın tekeri yere değip de herkes karıncalar gibi yeryüzüne dağılırken Mineral Hanım ilişiverdi. Mucuk diye öpecek sandım.

“Yine de bunu şirkete yazacağım. Bence normal değil,” dediğinde bu yükseklikte alınan minerallerin zihnin kutup başları arasında temassızlık yarattığına kanaat getirdim. O merdivenlerden inerken ben de şarkımı söylemeye devam ettim:

Nazın cazın hiç bitmedi gitti, sazın sözün de zamanı geçti. Güle güle sana da, artık bitti, bitti!
Bitti ah bitti, bitti, bittiiii böyleeee!

 

 

 

 

Bir Dakika Önce Bir Dakika Sonra

06 Temmuz 2015, 13:49 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

nicebye bye

Uçağa Pekmezle Binilmez!

28 Haziran 2015, 17:54 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 10 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Gecenin bir yarısı, sabahın körü, yaz günü Avcı Takımyıldızı’nın ufuktan yükseldiği saatlerden biriydi muhtemelen. Uçağın ortasında desibeli yüksek bir ses: “Yeter be, önden koltuk seçiyorum tavuk kalmıyor. Arkadan koltuk seçiyorum köfte olmuyor. Şimdi de balık var sadece diyorsunuz. Allah kahretsin sizi! Lanet olsun hepinize! Bir adam gibi olmayacak şu yolculuklar.” Sadece yüksek desibe değill, böğürmenin sesli tanımı vardı önümüzde. Sonra o tepsi havaya kalktı ve olduğu gibi üzerime uçtu. Olmayan şey değil. İnsanoğlu tavuk yerine balık bulunca her zaman yapar bunu.

Gözlerimi açtım, nerede olduğumu düşündüm bir an. Neden uyanmıştım ben? Telefona uzandım saate baktım ve ok gibi fırladım yataktan. Fırında tavuk, balık falan mı unutmuştum?  Banyoya koştum yüzümü yıkadım. Aynaya baktım. Acaba saati mi kurmadım? En hızlısından bir topuz yaptım ama neden? Neden topluyorum saçlarımı diye bakıyorum kendime aynada? Toplamam gerekiyor çünkü. Bu saatte kalkınca böyle yapılır. Saç toplanır, makyaj yapılır, üniforma giyilir  ve uçuşa gidilir. Evet, çok mantıklı. Ben de öyle yapıyorum zaten. Güzel. Odaya geçtim, üniforma giyme zamanı derken eşim uyandı. Tüh!

“Ne yapıyorsun?” dedi.

Biraz anlamsızca, biraz ters ters, biraz da üzgün şekilde dönüp baktım. “E uçuşa gidiyorum. Hadi uyu sen. Kalkacaksın zaten iki saate, bölünmesin uykun.”

“Yarın Pazar ya nereye kalkacağım? Senin de boş günün değil miydi, öyle demiştin bana bugün?”

“Öyle mi dedim?”

Öyle mi demiştim? Ben mi demiştim? Ne demiştim? Ne zaman demiştim? Adam tavuk yok diye balık yemek zorunda kalıyor sen bana ne diyorsun? Karabasanla beraber kalkmış işe gidiyorum. Sen bana yarın Pazar diyorsun. Pazar neydi? Pazar sevgiydi, Pazar emekti. Pazar ne demekti? Ne anlamsız bir kelimeydi böyle art arda söyleyince.

O, yatakta doğrulmuş bana bakıyordu. Ben, beşinci günün şafağında doğuya bakar gibi ona bakıyordum. Sonra kendime gelip güncellemelerimi yapınca göz bebeklerim normale döndü. Normale döndüğünü karşımdaki surattan anlamıştım daha ziyade.

“Haydi yat sen de!” dedi bana eliyle yastığıma pat pat vurarak. Sonra “Ayyy yatma yatma, hep pekmezin akmış buralara! Git de bez getir!” dedi.

 İçimde nasıl bir rahatlama, nasıl bir hafiflik, tarifi yok.

Uçakta Tuvalete Gitmece!

09 Temmuz 2014, 14:51 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

uçak tuvaleti

Hayatında Hiç Kahve İçmemişçesine!!

21 Haziran 2014, 00:40 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ucakta Ikram

Elma Değil Ayva!

11 Aralık 2013, 06:41 | Kabin Memurluğu, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Karadeniz uçuşumuzun bir kısmını anlatmıştım. Zor bir gündü o gün benim için. Altıncı gün uçuşum, üst üste sabahın dört, dört buçuğunda kalktığım bir programdı. O gün de alarm çalınca gözümden gayri ihtiyari yaşlar süzülerek kalktım. Doğruldum ama niye uyandığımı anlamaya çalışıyorum. Bir süre öyle dolaba, duvarlara falan baktım. Başımı çevirdim bir de ne göreyim, beynimin pekmezi akmış yastığa. O zaman basınç, kulak falan derken uçuşa gideceğimi hatırladım. Kalk, kalk, kalk! Geç kalacaksın! Kalktım ama tabanlarım yere basmak istemiyor, nasıl sızlıyor.. Yatak da sıcacık kaldı öyle. Daha akşamüstü dönmüşüm ne olduğunu anlamadan gidiyorum yine. Banyo aynasına bakıyorum, ezbere hareketlerle saçımı falan topluyorum. Topraklı patates gibi hissediyorum. Empatide sınır tanımıyoruz malum.

Neyse varıyorum olay yerine, ekiple toplaşmaca, brifing falan derken uçağa geliyoruz.
Uçuyoruz, uçuyoruz, tam eve varacağız derken önceki hikâyemizdeki teyze can yeleği konusuyla eğlendiriyor bizi. Bu arada kalkıştan sonra gidip kendisine gerekli açıklamaları yapıyorum.

‘Bu servisi de yaptık mı bitiyor’ diyerek önlükleri giyip çıkıyoruz sahneye. Servise önden çıkan arkadaşların bir eksiği oluyor ve onu vermek için öne doğru giderken bir piknik masası görüyorum. Üç teyze, bir bebek binlerce metre yukarıda altın günü yapmanın keyfini çıkarıyorlar. Ama cam kenarındaki teyze, ki kendisi Lays reklamlarında ‘Hadi yiyin gari’ diyen teyzenin aynısı, bir iştahla elma soyuyor. Böyle anlatınca başta bir anormallik görmüyor tabii insanlar.

“Ne var yani, kadıncağız getirmiş elma yiyor işte” diyorlar.
“Elma yemiyor, elma soyuyor.” diyorum. Bakıyorlar öyle.
“Soyuyor!” diyorum, “Bıçakla soyuyor, ısırmıyor”.
“Haaa..” diyorlar.

Dur diyorum, önce şu elimdekini öndekilere vereyim, o sırada amire de bilgi vereyim, öyle dönerim. Amire söylüyorum. “Yuh!” diyoruz tabii, “O bıçak nasıl girmiş uçağa?”. Hani elindeki de minik meyve bıçağı falan değil bildiğin orta boy mutfak bıçağı. Amir gerekli raporu yazacağını söylüyor. Yapacak bir şey yok tabii, gidip teyzeden bıçağı alacağız. Güvenlik görevlisini düşünüyorum havalimanındaki, sohbet mi ediyormuş, çay mı içiyormuş, teyze akrabası mıymış, çanta ötmemiş mi, x-rayde görünmemiş mi? Kimi yerde suyu içerken şişeleri insanın ağzından alıyorlar, kimisinde bıçakla giriveriyorsun uçağa. Hey gidi!

Gidiyorum teyzenin yanına. Tam konuşacağım, o konuşuyor:

“Ay kızııım, kokmuştur salatalık falan, buyur ye sen de” diye peçeteyle salatalık uzatıyor, bir dilim de elma koyuyor içine taze soyulmuşundan. Enee, resmen Lays teyze bu!

“Sağolasınız, çok teşekkür ederim ama b..”

“Al al, bir şey olmaz, atarsın ağzına hemen”

Yüzümle peçete arasında 10 cm var, yok desem lafımı tıktığı gibi onları da ağzıma tıkacak gibi bakıyor teyze, öyle bir anaçlık, öyle bir yedirme hevesi.

Bir gözüm bıçakta. Tabii bizim teyzelerin elinden ‘İyi günler, IATA‘nın bana verdiği yetki ve Dangerous Goods Regulations kitabının bilmem kaçıncı bendine göre o bıçağı elinizden almam gerekiyor’ diyemiyor insan.

“Yok sağolun teyzeciğim ama şimdi bıçak getirmişsiniz ya yanınızda güvenlik açısından almam gerekiyor onu.”

“Aa niye ayol elma yedik diye mi?” He elma yediğiniz için, Adem’le Havva cennetten kovuluyor, biz uçaktan indirmişiz çok mu?!

“Hayır, Allah korusun türbülans olur bir şey olur bıçak bir yerinizi keser, bilemiyorum birinin kanlısı uçaktadır sizin bıçağa göz diker, iki sevgili el ele diye birinin höyytt diye dalası tutar, bebeğin biri bir türlü susmaz yanındaki cinnet geçirir falan. Hem bebek de var mazallah, alayım ben onu, inerken teslim ederiz yine size olur mu? Kendi güvenliğiniz için..”

Bir kaç saniye baktı anlamsızca ama “İyi madem…” diye mırıldanarak verdi.

Böyle durumlarda bazı insanlar bu cici teyzenin boğazını sıkıyormuşuz, elinden zorla çantasını alıyormuşuz gibi hislere bürünüp koruyucu tavırlarla kötü kötü bakarlar ekibe. ‘Şunlara bak, ne istediler kadıncağızdan, şurada iki elma yedi ona da göz koydular gibi mırıltılar, bakışlar uçuşur kabinde. Uçak yere inene kadar böööyle dik dik bakar her geçişinizde, inerken afra tafralar, dişlerin arasından nice laflar… Yine de ne mutlu ki kimi bu tavırları sürdürürken kimi yaptığımız açıklamalarla ani aydınlanmalar yaşar: “Hakkaten ha, delinin biri kalkıp bıçaklasa havada ne halt yiycez di mi?

Dönüşte annemlere uğradım önce, kapıdan girince:

“Oo hoş geldin, hadi çıkar üstünü meyve soyduk ye biraz” dediler.

Herkesin de ne meyve yediresi tutmuş arkadaş.

“Ben biraz uyuyayım, çok uykum var” deyip kıvrıldım yatağa.

Google aramalarında konuyla ilgili  denk gelen ilk örneklerden birkaç tanesi:

http://www.tsa.gov/traveler-information/prohibited-items

http://europa.eu/youreurope/citizens/travel/safety/air-security/index_en.htm

http://www.turkishairlines.com/tr-tr/seyahat-bilgileri/mevzuat-ve-yasal-bilgiler/yolcu-ve-bagaj-tasima-genel-sartlari/bagaj

http://ataturkhavalimani.gov.tr/sik-sorulan-sorular.html

http://www.ataturkairport.com/tr-TR/ucus_oncesi/Pages/Bagaj.aspx

http://www.flypgs.com/bilgilendirme/genel-kurallar.aspx Genel Bagaj ve Taşınabilir Aletler Alt Başlığı

Göremedim Bir Daha Göster!

25 Eylül 2013, 00:34 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 12 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Günlerden bir gün Karadeniz uçuşundayız. Günümün son uçuşu. Kafam uçağın burnu kadar olmuş, beynimde motor sesi uğulduluyor. 382. bebek kemerini bağladıktan sonra bastonuma yaslanıp ‘Vay belim’ diyerek geziyorum koridorda. Bakın küsüratlı sayı veriyorum ki ne kadar ince çalıştığım ortaya çıksın. Sonrasında da demo için hazırlanıyorum. Her zamanki gibi disko ışıklarını ayarlıyorum, sesi açıyorum,  alıyorum elime mikrofonu.. Ses, sess… Haydi kabin, eller havaya vuhuu!!

‘Eee ama oturmaya mı geldik?! Ne yapcaz inene kadar? Hazır oksijen de az ne güzel!!’ Gel gör ki kabin ciddi. Herkes pür dikkat bana bakıyor. ‘Humm, peki o zaman Türk Sanat Musikisinden parçalar söyleyelim? Dertli uçuşlara giden işte benim Zeki Müren’ ( Bu vesile ile Zeki Müren’in ölüm yıldönümünü de anmış olalım)

Ama kimsede ses yok. Esasen kabin yıkılıyor da ben böyle hayaller kuruyorum işte. TSM’yi de beğenmediysek geriye tek çare kalıyor. Başlıyorum söylemeye: “Al şalım yeşil şalım da, dünyayı dolaşalım… “

Sanki bir kıpırtı oldu. Sanki, gibi… Neyse o zaman pist kısa, istek parça ile yayınımızı tamamlıyoruz hemen. 12B’de oturan yolcumuzdan geliyor:

“Uçağımızdaki bazı teknik konulara dikkat çekmek istiyoruz” adlı anonim şarkı…

Eh nihayet herkesin keyfi yerine geliyor. 🙂

Kapılar, çıkışlar derken sıra can yeleğine geliyor.

demo

O esnada bir teyze bağırıyor “Ayyyy ayyyy göremedim, kaçırdım göremedim bir daha göster, bir daha!!!”

Uğurcum geri alalım bi!

Bir an kalakaldım, güleceğim gülemiyorum ama teyzeyi duyanların bir kısmı zaten kahkahalara boğuldu. Demo ile ilgilenemeyen bir kesim de ‘Ne oluyor ya?’ diyerek şaşkın bakışlarla etrafa bakmaya başladı. Sen daha bakma neler kaçırıyorsun gör işte!

Tabii demo bölünmedi, tamamladık bitirdik ama teyze çok kötü. Offluyor, pofluyor, “Ne olcak şimdi, ya bir şey olursa?” diye sayıklayıp duruyor. Vakit dar, pist uzun değil. Vakit olsa gidip göstereceğim. Kemer kontrolünde eteğime yapışıverdi hemen.

“Niye göstermedin bir daha, kaçırdım ben çocuğa bakarken” diye hiddetlendi.

“Tamam, siz merak etmeyin, kalkıştan hemen sonra yardımcı olacağım size” diyerek tatlıya bağladık.

Aynı uçuşta elma soyup bize de takdim eden teyzenin uçağa bıçağı nasıl getirdiğiyle ilgili güzide anımızı da bilahare anlatacağım, çünkü bir de örgü ören teyze ve şiş konusu var, düşünüyorum, bakalım göreceğiz artık…

Nerede Bu Uçak?! : Flight Radar 24

07 Ocak 2013, 00:21 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , ,

Birçok kişi soruyor, bizimkiler Hollanda’dan geliyordu indi mi acaba uçakları,  uçakları nasıl takip ederiz, havada mı, indi mi, kalktı mı, nerede diye.. Cevabı için güzel bir yazı paylaşmak istiyorum sizinle:

*       *       *

Kaynak Site: http://diaboloviolette.wordpress.com/2012/03/13/bana-bir-internet-sitesi-ogretenin-1-flightradar24/

İlk sitemiz havacılık ile hatta doğrudan hava ulaşımı ile ilgili; FlightRadar24.com

Bu site Dünya’nın bir çok noktasında alıcıya sahip. Bu alıcı ADS-B adlı aktarıcıyı içeren tüm uçaklardan veri alıp siteye aktarıyor ve sitedeki dünya haritası üzerinde bu uçakları bulabiliyoruz.

Uçağımızı bulduktan sonra üzerine tıklarsanız uçağın o anki bilgilerine de ulaşabiliyoruz; alttaki örnekte İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan yeni kalkmış olan bir THY uçağını görüyoruz. Sol tarafta uçağın bir fotoğrafı, hangi firmaya ait olduğu, nereden kalktığı ve nereye gittiği, modeli, kayıt bilgileri ve uçuş bilgilerini bulabiliyoruz. Harita kısmında da uçağın konumunun yanında hangi rotayı kullanarak gittiğini ve renge göre yüksekliğini de görebiliyoruz. Sol altta gördüğünüz linki istediğiniz kişiye gönderip takip etiğiniz uçağı onunla da paylaşabilirsiniz.

Siteyi kullanırken en çok şuna dikkat edin, alıcı – aktarıcı arasındaki veri problemleri nedeniyle uçak bazen haritadan kaybolabiliyor, panik yok.

Bunun haricinde uçak çeşitleri/modelleri de şekilleri ile birbirinden ayrılıyor, siteyi biraz kullandıktan sonra siz de farkedeceksiniz. Mesela Airbus A380 model uçağı bulmak istiyorsanız haritanızı Dubai’ye ortalayıp uçaklara tıklamanız yeterli, mutlaka denk gelirsiniz. Bir ipucu: en heybetli olan A380’dir.

İniş koşullarının sıkıntılı olduğu günlerde aşağıdaki gibi ilginç rotalara denk gelebilirsiniz;

Son olarak, sitede sağ üst köşede istediğiniz gün ve saatteki hava trafiğini görmenize olanak sağlayan bir seçenek var çok işe yaramıyor ancak belki lazım olur, biraz karıştırırsanız çözersiniz. İyi eğlenceler.

Güncelleme – 28.07.2012
Siteye eklenen ancak halen denemeleri devam eden bir özellik de Aircraft View özelliği. Üzerine tıkladığınız uçağın özelliklerinin gösterildiği sağ tarafta Aircraft View (BETA) yazan yere tıklarsanız şöyle bir görüntü ile uçağı takip edebilirsiniz.

Kar Yolları Kapadı!

06 Aralık 2012, 21:43 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Uçağın kalkacağı meydanda kar yağışı vardır. Doğal olarak akıcı bir trafik yoktur. Kar sebebiyle pistin temizlenmesi gerekiyor, uçağın kanatlarının temiz kalması gerekiyor. Kaptan ‘de-icing’ (anti-icing) alacağımızı söylemiştir. Ama önümüzde bu işlem için bekleyen başka uçaklar da vardır. Limanda da bir tane de-icing aracı olduğundan, tek yapılacak şey beklemektir. Şimdi bunu bir de kabine açıklama kısmı vardır. Oy oy oy..

Uçağın kanatlarının karla kaplanıp donmaması ve buzlanmaması için uçuş öncesi de-icing işlemi uygulanır. Bir vinç yardımıyla uçağın gövdesine, kanatlarına, kuyruk kısmına, motorlarına buz önleyici sıvı püskürtülür.

Bu önemlidir zira uçağın kalkış yapabilmesi, uçabilmesi için işbu hareketli parçaların ‘hareket edebiliyor’ olması gerekir. E uçak bu işleme girince uçuş aksar, gecikmeler olur vs. Her uçağa yapıldığından kümülatif bir gecikme ve aksaklık olur hatta. Haliyle yolcu açısından da, uçuşlar açısından da, havayolu şirketi açısından da sıkıntılar meydana gelir ancak görüldüğü üzere durum hava şartlarıyla ilgili olup güvenli bir uçuş için şart olan bir işlemdir. Keyfî bir olay ya da karar değildir.

Kaptan uçakta ilgili anonsu yapmıştır ama insanlar ya dikkat edip dinlememiştir ya inanmamıştır ya da inanıp anlasa bile sorgulamaya devam etmek istemektedir. Anlayanlar ise zaten kendi hallerinde beklemektedir. Derken, chime sesi duyulur. Yanımdaki arkadaşa neyle karşılaşacağımı bildiğimi gösteren bir yüzle gülümseyip ilgili koltuğa doğru ilerledim.

 “Hanımefendi neden bekliyoruz acaba?”

 Az önce anonsa yapıldı gerçi ama.. Hatta bak merak ediyorum, bu anonsu dinlemiyorsan, acil bir durumda yapılan anonslarda ne yapacaksın? Kulak kesilmek için sarsıntıya gerek olmamalı bence. Neyse amaaan..

 “Beyefendi hava kar yağışlı olduğundan (sanki kendi bilmiyor) uçağa buzlanma önleyici işlem yapılacak, onun için sıra bekliyoruz. Bütün kalkış yapacak uçaklara uygulanıyor şu an. İşlem yapılır yapılmaz kalkacak uçak.”

“İyi de kar yağıyor diye beklemek zorunda mıyız yani? Bu kadar para verdik, koskoca uçak. Bir kar yağıyor diye de bu kadar olmaz ki! Otobüs gidiyor, uçak gidemiyor hayret bir şey.”

Ya asıl sen hayret bir şeysin. Nasıl bir açıklama yapmak gerek acaba? Otobüse binseydiniz mi diyeyim, koskoca arabanın da tekeri var ama bataklıkta gidemiyor nedense hıh mı diyeyim, ne diyeyim?? Kulaklarımdan dumanlar çıkacak neredeyse.. Tek sıkıntısı türbülans değil ki uçağın..

“Bakın beyefendi nasıl ki araçlar karlı buzlu yola giderken zincir ve benzeri önlemler alırlar uçaklar da aynı şekilde buzlanma önleyici işleme girmek durumundadır. Çünkü uçağın uçabilmesi için kanat, kuyruk gibi hareketli aksamlarının donmaması gerekir. Bu da hak verirsiniz ki sizin güvenliğiniz, hepimizin güvenliği için önemli bir durumdur.”

Bu sebeple kalkamamış, düşmüş uçakları anlatmaya başlatma bana şimdi bu kadar insan içinde aaaaaaa!!!

 “İyi de alıyorsunuz bizi uçağa, yok buzmuş falan bekletiyorsunuz. Bari içeride bekleseydik yani.”

Ya bak buzmuş falan derken amma zaman geçti. Seni içeri alalım, salonda beklerken, de-icing yapalım, tam sen binerken yine donsun falan böyle sabaha kadar dönüp duralım. Kalkış sırasından vs. bahsetmiyorum bile.

“Bu işlem önceden yapılabilecek bir şey olsaydı zaten sizi bekletmezdik. Şu an birçok operasyon aksıyor ne yazık ki. (havayolu şirketi de sıkıntılı merak etmeyin) Ancak bu işlem hemen kalkış öncesinde yapılır ve uçak öyle kalkar”

 “Nedense de hep sizin havayolu böyle oluyor?”

Ha ben de ne zaman gelecek diye merak ediyordum bu cümle. Ben ne diyorum sen ne diyorsun amca ya?!

 “Beyefendi havayoluyla değil, hava şartlarıyla ilgili bir durum bu. Pencereden bakarsanız diğer uçakların da aynı olayı yaşadığını görürsünüz.”

Kime anlatıyorum ya, boğazım acıdı resmen, dilim pörsüdü, içim kurudu. Çekin kurtarın beni yeter!

 “Hep böyle deyin tabii”

 He canım hep böyle diyoruz. Sonra iki kadeh kaldırıp gülüyoruz içeride..

 Bakınız de-icing işlemi

Bu da uygulamanın nasıl yapıldığıyla ilgili video için:

http://science.discovery.com/tv-shows/how-do-they-do-it/videos/how-do-they-do-it-de-icing-a-plane.htm

 

 

Hey, şu lanet olası tuvalet nerede dostum?

22 Kasım 2012, 14:04 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Hayatımın son dönemlerini düşündüğümde uçtuğum uçaklar evimden daha iyi bildiğim yerlerdir. Evde üstüm başım nerede bilmem ama uçaktaki tüm olağan ve acil durum malzemelerinin yeri aklımdadır mütemadiyen. Gözümü bağlasan ne nerede bulurum hani.

Uçağın inmesine yarım saat kala gibi bir zaman var. Telaşlıyız tabii. Her yeri toparla, düzenle, yerleştir, temizle derken robot gibi işliyor ellerimiz.

O unit*, bu trolley** eğilip kalkarken bir yolcu geldi. Başımı kaldırdım “tuvalet için bekliyorsanız şu an dolu isterseniz arkadaki tuvaletleri kullanabilirsiniz” dedim.

“Ha? Öyle mi?” dedi şaşkınlıkla. “Nasıl gideceğim? Dümdüz mü?” diye sordu dümdüz koridoru işaret ederek. Çınnn etti kulağım. Bir an mavi ekran olduğumu hatırlıyorum. Ah be yolcum ne yaptın ya?!

“Evet hiç sapmadan dümdüz arkaya gidiyorsunuz.” dedim nasıl bir surat ifadesiyle gülümsediğimi bilemeden. Orada kime sorsanız gösterir..

Arkasından şöyle bir baktım acaba bulabilecek mi diye oysa ne merdiven görünüyordu ufukta, ne sağa sola sapacak koridorlar. Kaybolman imkânsız dostum, dümdüz uçak işte! Tamam tamam kimse uçaktaki tuvaletin yerini bilmek zorunda değil de bulunduğun mekânı algılamak diye bir şey var. Hani zaman-mekân-uzam.. Yani belki boş bulunup paralel evrene de sıçramış olabilir kendisi..   Tez zamanda inmeliydik, tez zamanda inmeliydik! Bir saatten sonra oksijensiz kalan beyin hücreleri it oynamış yonca tarlasına dönüyor. 

*Unit: Hosteslerin çalıştığı mutfaklarda (galley)  yer alan metal dolaplar.

**Trolley: Uçakta yiyecek, içecek, duty free vb. servisler için kullanılan tekerlekli araç.

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: