Elma Değil Ayva!

11 Aralık 2013, 06:41 | Kabin Memurluğu, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Karadeniz uçuşumuzun bir kısmını anlatmıştım. Zor bir gündü o gün benim için. Altıncı gün uçuşum, üst üste sabahın dört, dört buçuğunda kalktığım bir programdı. O gün de alarm çalınca gözümden gayri ihtiyari yaşlar süzülerek kalktım. Doğruldum ama niye uyandığımı anlamaya çalışıyorum. Bir süre öyle dolaba, duvarlara falan baktım. Başımı çevirdim bir de ne göreyim, beynimin pekmezi akmış yastığa. O zaman basınç, kulak falan derken uçuşa gideceğimi hatırladım. Kalk, kalk, kalk! Geç kalacaksın! Kalktım ama tabanlarım yere basmak istemiyor, nasıl sızlıyor.. Yatak da sıcacık kaldı öyle. Daha akşamüstü dönmüşüm ne olduğunu anlamadan gidiyorum yine. Banyo aynasına bakıyorum, ezbere hareketlerle saçımı falan topluyorum. Topraklı patates gibi hissediyorum. Empatide sınır tanımıyoruz malum.

Neyse varıyorum olay yerine, ekiple toplaşmaca, brifing falan derken uçağa geliyoruz.
Uçuyoruz, uçuyoruz, tam eve varacağız derken önceki hikâyemizdeki teyze can yeleği konusuyla eğlendiriyor bizi. Bu arada kalkıştan sonra gidip kendisine gerekli açıklamaları yapıyorum.

‘Bu servisi de yaptık mı bitiyor’ diyerek önlükleri giyip çıkıyoruz sahneye. Servise önden çıkan arkadaşların bir eksiği oluyor ve onu vermek için öne doğru giderken bir piknik masası görüyorum. Üç teyze, bir bebek binlerce metre yukarıda altın günü yapmanın keyfini çıkarıyorlar. Ama cam kenarındaki teyze, ki kendisi Lays reklamlarında ‘Hadi yiyin gari’ diyen teyzenin aynısı, bir iştahla elma soyuyor. Böyle anlatınca başta bir anormallik görmüyor tabii insanlar.

“Ne var yani, kadıncağız getirmiş elma yiyor işte” diyorlar.
“Elma yemiyor, elma soyuyor.” diyorum. Bakıyorlar öyle.
“Soyuyor!” diyorum, “Bıçakla soyuyor, ısırmıyor”.
“Haaa..” diyorlar.

Dur diyorum, önce şu elimdekini öndekilere vereyim, o sırada amire de bilgi vereyim, öyle dönerim. Amire söylüyorum. “Yuh!” diyoruz tabii, “O bıçak nasıl girmiş uçağa?”. Hani elindeki de minik meyve bıçağı falan değil bildiğin orta boy mutfak bıçağı. Amir gerekli raporu yazacağını söylüyor. Yapacak bir şey yok tabii, gidip teyzeden bıçağı alacağız. Güvenlik görevlisini düşünüyorum havalimanındaki, sohbet mi ediyormuş, çay mı içiyormuş, teyze akrabası mıymış, çanta ötmemiş mi, x-rayde görünmemiş mi? Kimi yerde suyu içerken şişeleri insanın ağzından alıyorlar, kimisinde bıçakla giriveriyorsun uçağa. Hey gidi!

Gidiyorum teyzenin yanına. Tam konuşacağım, o konuşuyor:

“Ay kızııım, kokmuştur salatalık falan, buyur ye sen de” diye peçeteyle salatalık uzatıyor, bir dilim de elma koyuyor içine taze soyulmuşundan. Enee, resmen Lays teyze bu!

“Sağolasınız, çok teşekkür ederim ama b..”

“Al al, bir şey olmaz, atarsın ağzına hemen”

Yüzümle peçete arasında 10 cm var, yok desem lafımı tıktığı gibi onları da ağzıma tıkacak gibi bakıyor teyze, öyle bir anaçlık, öyle bir yedirme hevesi.

Bir gözüm bıçakta. Tabii bizim teyzelerin elinden ‘İyi günler, IATA‘nın bana verdiği yetki ve Dangerous Goods Regulations kitabının bilmem kaçıncı bendine göre o bıçağı elinizden almam gerekiyor’ diyemiyor insan.

“Yok sağolun teyzeciğim ama şimdi bıçak getirmişsiniz ya yanınızda güvenlik açısından almam gerekiyor onu.”

“Aa niye ayol elma yedik diye mi?” He elma yediğiniz için, Adem’le Havva cennetten kovuluyor, biz uçaktan indirmişiz çok mu?!

“Hayır, Allah korusun türbülans olur bir şey olur bıçak bir yerinizi keser, bilemiyorum birinin kanlısı uçaktadır sizin bıçağa göz diker, iki sevgili el ele diye birinin höyytt diye dalası tutar, bebeğin biri bir türlü susmaz yanındaki cinnet geçirir falan. Hem bebek de var mazallah, alayım ben onu, inerken teslim ederiz yine size olur mu? Kendi güvenliğiniz için..”

Bir kaç saniye baktı anlamsızca ama “İyi madem…” diye mırıldanarak verdi.

Böyle durumlarda bazı insanlar bu cici teyzenin boğazını sıkıyormuşuz, elinden zorla çantasını alıyormuşuz gibi hislere bürünüp koruyucu tavırlarla kötü kötü bakarlar ekibe. ‘Şunlara bak, ne istediler kadıncağızdan, şurada iki elma yedi ona da göz koydular gibi mırıltılar, bakışlar uçuşur kabinde. Uçak yere inene kadar böööyle dik dik bakar her geçişinizde, inerken afra tafralar, dişlerin arasından nice laflar… Yine de ne mutlu ki kimi bu tavırları sürdürürken kimi yaptığımız açıklamalarla ani aydınlanmalar yaşar: “Hakkaten ha, delinin biri kalkıp bıçaklasa havada ne halt yiycez di mi?

Dönüşte annemlere uğradım önce, kapıdan girince:

“Oo hoş geldin, hadi çıkar üstünü meyve soyduk ye biraz” dediler.

Herkesin de ne meyve yediresi tutmuş arkadaş.

“Ben biraz uyuyayım, çok uykum var” deyip kıvrıldım yatağa.

Google aramalarında konuyla ilgili  denk gelen ilk örneklerden birkaç tanesi:

http://www.tsa.gov/traveler-information/prohibited-items

http://europa.eu/youreurope/citizens/travel/safety/air-security/index_en.htm

http://www.turkishairlines.com/tr-tr/seyahat-bilgileri/mevzuat-ve-yasal-bilgiler/yolcu-ve-bagaj-tasima-genel-sartlari/bagaj

http://ataturkhavalimani.gov.tr/sik-sorulan-sorular.html

http://www.ataturkairport.com/tr-TR/ucus_oncesi/Pages/Bagaj.aspx

http://www.flypgs.com/bilgilendirme/genel-kurallar.aspx Genel Bagaj ve Taşınabilir Aletler Alt Başlığı

Göremedim Bir Daha Göster!

25 Eylül 2013, 00:34 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 12 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Günlerden bir gün Karadeniz uçuşundayız. Günümün son uçuşu. Kafam uçağın burnu kadar olmuş, beynimde motor sesi uğulduluyor. 382. bebek kemerini bağladıktan sonra bastonuma yaslanıp ‘Vay belim’ diyerek geziyorum koridorda. Bakın küsüratlı sayı veriyorum ki ne kadar ince çalıştığım ortaya çıksın. Sonrasında da demo için hazırlanıyorum. Her zamanki gibi disko ışıklarını ayarlıyorum, sesi açıyorum,  alıyorum elime mikrofonu.. Ses, sess… Haydi kabin, eller havaya vuhuu!!

‘Eee ama oturmaya mı geldik?! Ne yapcaz inene kadar? Hazır oksijen de az ne güzel!!’ Gel gör ki kabin ciddi. Herkes pür dikkat bana bakıyor. ‘Humm, peki o zaman Türk Sanat Musikisinden parçalar söyleyelim? Dertli uçuşlara giden işte benim Zeki Müren’ ( Bu vesile ile Zeki Müren’in ölüm yıldönümünü de anmış olalım)

Ama kimsede ses yok. Esasen kabin yıkılıyor da ben böyle hayaller kuruyorum işte. TSM’yi de beğenmediysek geriye tek çare kalıyor. Başlıyorum söylemeye: “Al şalım yeşil şalım da, dünyayı dolaşalım… “

Sanki bir kıpırtı oldu. Sanki, gibi… Neyse o zaman pist kısa, istek parça ile yayınımızı tamamlıyoruz hemen. 12B’de oturan yolcumuzdan geliyor:

“Uçağımızdaki bazı teknik konulara dikkat çekmek istiyoruz” adlı anonim şarkı…

Eh nihayet herkesin keyfi yerine geliyor. 🙂

Kapılar, çıkışlar derken sıra can yeleğine geliyor.

demo

O esnada bir teyze bağırıyor “Ayyyy ayyyy göremedim, kaçırdım göremedim bir daha göster, bir daha!!!”

Uğurcum geri alalım bi!

Bir an kalakaldım, güleceğim gülemiyorum ama teyzeyi duyanların bir kısmı zaten kahkahalara boğuldu. Demo ile ilgilenemeyen bir kesim de ‘Ne oluyor ya?’ diyerek şaşkın bakışlarla etrafa bakmaya başladı. Sen daha bakma neler kaçırıyorsun gör işte!

Tabii demo bölünmedi, tamamladık bitirdik ama teyze çok kötü. Offluyor, pofluyor, “Ne olcak şimdi, ya bir şey olursa?” diye sayıklayıp duruyor. Vakit dar, pist uzun değil. Vakit olsa gidip göstereceğim. Kemer kontrolünde eteğime yapışıverdi hemen.

“Niye göstermedin bir daha, kaçırdım ben çocuğa bakarken” diye hiddetlendi.

“Tamam, siz merak etmeyin, kalkıştan hemen sonra yardımcı olacağım size” diyerek tatlıya bağladık.

Aynı uçuşta elma soyup bize de takdim eden teyzenin uçağa bıçağı nasıl getirdiğiyle ilgili güzide anımızı da bilahare anlatacağım, çünkü bir de örgü ören teyze ve şiş konusu var, düşünüyorum, bakalım göreceğiz artık…

Terminator: Cabin Crew Chronicles

13 Ağustos 2013, 14:22 | Kabin Memurluğu, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Evden çıktığımda saat akşamın yedisi, gece uçuşuna gidiyorum, sabah 8’e doğru bitiyor. Gece Almanya, sabah da yurtiçi uçuşu var. İlk iki bacak Türkiye ziyaretine gelen ya da ziyaretten dönen çılgın Türklerle boğuştuk. Bu tür uçuşlara Rocky misâli hazırlandığımdan kendimden emin dalıyorum kabine tabii ki. Meselâ, koridordaki küçük homo sapienslerin üzerinden başarıyla atlamalarımı, uçuş dışındaki 110 metre engelli koşu çalışmalarıma, sırtımda tomruklarla dağ tırmanışlarıma borçluyum. Ayrıca her türlü çelme, dirsek ve benzeri ataklara karşı savunmalarım Super Mario, Mortal Kombat ve River Raid’ten kalma refleksler hep. Temelim sağlam!
Mola verildiğinde köşeye çekiliyorum, bir arkadaş terimi silerken, bir arkadaş masaj yapıyor, diğeri kahve ikmâli, amir de motive edici sözler söylüyor, hoop ringdeyim yine. Yarı finale dek kahramanca savaştım bu şekilde. Güneş doğduğunda artık yorgunluk çöküyor üzerimize fakat Türkiye’de günü yeni başlayan yurdum insanı bizi de kendi gibi görüyor tabii. Yolcuları almadan önce uçaktan çıkıp biraz nefes almaya çalışıyorum körüğün kenarında.  15 saniyelik bu şahane oksijen alımından sonra körükten uçağa doğru gelen yolcuları nedense Allah Allah sesleriyle üzerime geliyormuş gibi hissediyorum ve her şey ağır çekimde ilerlemeye başlıyor o an. Fragmanlarda yaşıyorum.

This summer…

Kafamı arkaya çeviriyorum operasyonun sesi yankılanıyor “Uçak full amirim” Uçak full amirim, full, full, fuuull.. “Yoooo..” diye bağırıyorum,

One man…

Ekiple göz göze geliyoruz.

One mission…

Gardımızı düşürmemeliyiz. Gözlerimi hafifçe kısıyorum. Eteğime, bir cııırt sesiyle yırtmaç yapıyorum yanından, gömleğin kollarını sıvıyor, fularımı başıma bağlıyorum.

But only one man can save the world!

O sırada arkamda bomba patlıyor ve dönüp bakmadan karizmatik bir biçimde yürüyorum.

Terminator: Cabin Crew Chronicles

O sırada omzum, sert bir şekilde dürtülüyor.

“Kardeş şu bavulu koyuver yukarı!”

Çok yakında sinemalarda!

Zamanda kayarak yeniden kabine dönüyorum. Dürtmede ustalaşan yolcular omzuma zaten mor bir çiçek dövmesi yapmışlardı, bu hanımefendi de sapını yaptı sağ olsun. Böbreklerim üzerindeki hatıralarımdan henüz bahsetmedim. Bacım o zaman morartmayacaksın oramı buramı, ben de sağlam kollarla yardımcı olacağım sana. Kulaklarım duyuyor şükür henüz. 

Son bagaj kapağı kapatılıyor, ok’ler veriliyor, kalkış pozisyonları, servis derken bir bakıyorum son bacak bitmiş. Yine Allah Allah sesleriyle inmeye çalışıyor insanlar. Hepsi birden ayağa kalkınca kapı daha çabuk açılacak zannediyorlar sanırım. Artık sadece dik duruyormuş gibi yapabiliyorum, hoşçakalın demeye dilim dönmüyor. Ve son yolcu yaklaşıyor elinde evrak çantasıyla:

“Sizin iş de ne güzel ya, Adana’dan İstanbul’a gel hoop bitti! Hehehehe..”

Gelsene sen şöyle!

……

..

..

.

Yetişin A Dostlar Uçak Rotadan Çıktı!!

30 Temmuz 2013, 01:05 | Kabin Memurluğu, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hatırlıyor musunuz koltuğunu arayan gitarlı yolcuyla olan uçuşu? Burada yazmıştım. Hah o uçuş hiç bitmedi işte! 
Eğlence salonlarında kutudan fırlayan köstebeklerin kafasına vurma oyunu vardır ya, tam da öyleydi.. Birini hallediyoruz bir diğeri fırlıyor, arka taraf asayiş berkemal derken ön taraf Meksika dalgasına başlıyor falan.. Uçağın içi şenlik alanı gibiydi.
Kalkışı sağ salim atlattıktan sonra servise hazırlanmaya başladık. Çocuklar, Road Runner misalî koşuşturuyor kabinde. Anneler, beşinci kattan evlâdını yemeğe çağırıyormuşçasına haykırıyor çocuklarına.
Koridordan geçerken kucağıma bir çocuk bile tutuşturuldu hatta; ‘Bak hostes abla iğne yapar!’ diye. Yuha!! Freud’dan başlayan kısa sohbetim öğrenmede davranışçı yaklaşıma gelmek üzereydi ki çocuğun çişi geldi. Oracığa yapacak olsaydı hangi yaklaşımdan girişirdim bilemiyorum fakat herkesin gördüğü, gülümseyici yaklaşımım oldu tabii.  Neyse bu konuyla sık karşılaştığımdan ayrı bir macera olarak anlatacağım..
Çocuğu ana kucağına teslim ettikten sonra servis başladı. Çaydı kahveydi derken bir eğlendik bir eğlendik dedik artık çekelim şu trolleyi tekerler değmeden. Tam dibimde bir kadın bağırdı o esnada:

“Ayyy hostessss uçak rotadan çıktı!!!”

Dedim ‘teyze sen de katıl bize hep beraber çıkalım rotadan hobaa!’

Teyzeye yakın olan bendim, arkadaş çekti trolleyi ben de teyzeye yaklaştım. Şşştt çaktırma teyze ya ne güzel gidiyoruz işte!!

“Ne oldu hanımefendi anlayamadım tam?”, dedim.

“Uçak rotadan çıktı kızım! Çizgide gitmiyor!” dedi ekranı göstererek. Ha ciddi yani teyze!! Nitekim, Sabiha Gökçen’le beraber uçmuş gibi bakıyordu yüzüme. Ciddileştim tabii hemen.

Ekrana baktım, bildiğim her günkü ekran. Hangi sebepten dolayı rotadan çıkılmış olabileceğini düşünmüştür diye kübik ve gerçeküstücü bir yaklaşımla pencereden şöyle bir baktım karanlığa, o anki rüzgâr ve hızımızı hemencecik hesaplayıp yeniden değerlendirdim görüntüyü. Teyzecim korkacak bir şey yok Kaptan shortcut almış Filipinler üzerinden yaklaşacak piste! Tanrımmm kabin, kabin olalı böyle determinizm görmedi, ne kaddar da bilimselim 😛

Uçağa binmiş olanlar bilecektir. Birçok uçakta uçuş bilgilerinin, rotasının verildiği, ayrıca reklam, film vb. gösterilen kabin eğlence sistemleri vardır. Harita kısmında da çeşitli animasyonlar olur. Dünyadan başlar göstermeye bulunduğun
coğrafyaya yaklaşır, uçağın nereden nereye gideceğini çizer,  beğenmez siler, yok ters döner, şekil yapar, yay çizer vs.

İki uçağın burnunun çizgi üzerindeki yönüne bakacak olursanız, yolcumuzun olaya ne denli hassas yaklaştığını görebilirsiniz.


İşte canım teyzem bir bakmış uçak rotayı gösterirken burnu Yunanistan’a doğru kaymış, İstanbul’u göstermiyor, gösterilen çizgi üzerinde de değil. Ah teyzecim biz alıştık sen de alışırsın, uçak işte burnunun dikine gidiyor hep! Açıkladım tabii durumu, her şeyin normal olduğunu… Fakat o esnada durum teyzeyle mi kaldı? Kalmadı.

“Hostessss uçak rotadan çıktı!!” yı duyan maceraperest yolcular ne yapar?

“Neeeaaa uçak rotadan mı çıkmış?”

“Nasıl ya?”

“Ne oluyor, ne oluyor?”

Pencereden bakmalar, ayağa kalkıp teyze ciddi mi diye teşhise gelenler, uçak rotadan çıktığı için ağlayan çocuklar, uçak rotadan çıktı diye ağlamayı bırakan çocuklar, uçağın rotasından bağımsız olarak ağlayan bebekler, cidden Filipinler’e insek umrunda olmayacak gençler, tek kaşı kalkık cool görünümlü fakat gergin gitarcı ve gitarı.. Aaa sen de vardın değil mi Desperado?! 🙂 İyi misin nasılsın? Rahat mı koltuk?

Ve gitarist beklenmedik bir hareket yaptı o anda. Gitarının üzerinden ufak bir baş hareketiyle beni çağırdı. Kanka mı olduk bir anda ne oldu kuzum? Bir gözü ekranda bir gözü pencerede. Rota görünüyor mu bari, bak bakalım çizgide mi gidiyoruz? Eğildim, dikkat kesildim. Desperado aslında teyzeye inanmamış ama belli ki kurt düşmüş içine, ‘cidden bir sorun var mı?’ diye fısıldadı kulağıma.

Ben de fısıldadım: “Korkma Desperado, sorun yok koltuk sayımız tam, saydım yeniden, yolumuzda gidiyoruz!”

Uçuşun en güzel ânı, tekerlerin yere değeceği andaki yaşadığımız sessizlikti. Oh!

Millet, daha açık olmayan kapıdan inmek için ayağa kalkmış beklerken bir ses geldi aradan:

– İstanbul değil mi kızım?

Bakayım doğru mu geldik?

Yok teyze Manila burası, sonraki durak seninki! Evet teyzeciğim merak etmeyin siz…

Gitarcı sen de biniş kartlarıyla barışık ol artık, haydi selametle!

 

Tavuklar, Makarnalar ve Diğerleri

01 Mayıs 2013, 14:24 | Kabin Memurluğu, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Yemek servisindeyiz. Dışarıda mis gibi  -40 derece bahar havası, yolculuk Kuzey Avrupa’ya, uçağın içi oyun havası. Bulutların üzerinde raks ederken dağıttığım 549848. tavuğun makarnanın kutlamasını yapıyorum.

Uçak bu. Kapasitesi belli. Sonsuz sayıda yemek alamıyor. Herkesin tavuk, et vb. yiyeceği tutarsa, sonraki yolculara diğer yemek düşüyor. Yolculuk yapanlar iyi bilir. Yapacak bir şey yok. Yok! Hiç mi yok? Yok! Tavayı alıp tavuk pişiremiyorum ne yazık ki.

O gün de tavuk kalmayınca makarnadan devam ediyoruz. 11 C bu durumdan hoşnut değil. Tiksinircesine önündeki yemeğe bakıyor, sonra bana bakıyor, ben de ona bakıyorum, gülümsüyorum. Haydi bakalım ne gelecek arkadan. .

– Yok muydu başka yemek canım?

 Canım? Ah hayatım kalmadı ya sonuncusunu 10B aldı.

– Üzgünüm beyefendi tavuğumuz kalmadı maalesef. Sadece makarna var şu an.

Güjel mi makayna?

Baldan tatlı.

– Sadece makarna demek.

Humm işaret parmağını çenesine götürerek gözlerini kıstı, üzerinde bir tehdit hissetmiş gibiydi. Konumuz tavuk makarna 11C bu kadar kasma kendini. 10B alınma üzerine dön önüne, ben hallederim.

– Üzgünüm.

– Öyle de olman gerekir.

Öyle mi?! Ben yedim çünkü hepsini değil mi?. Yuh bana. Kafamın üzerinde oluşan bulutlarda sahneler geçiyor. ‘Rezill!’ diye herkes yemeklerini üzerime atıyor kabinde. Koridorda Fırat gibim kalmışım küçücük.

Ah be adam ya ne kadar terbiyesizsin. Belli ki defalarca uçak yolculuğu yapmışsın, durumu da gayet iyi biliyorsun ama şu an robdöşambrını giymiş elinde viski merdivenlerin başında durmuş laf atıyorsun öyle. Şeytan diyor ki üniformayı çıkar kafa göz dal. Alkış kıyamet kopsun, uçuşun kalanını da süpermen tişörtünle omuzların üzerinde tamamla! 10B sen de arkana dönüp bakma elinde tavukla, kavga çıkacak şimdi. Kabin memuru burada hafif öksürdü.

– Yardımcı olmak isterdim ama yemekler belli sayıda yükleniyor.

Yok demenin elli hâlini tek ayak üstünde pratik ederken çekilen fotoğraflarımla sergi açmış yolcular. Canlarım benimm!

– Seçenek sunamıyorsunuz yani.

Yoo seçenek var. Arkadaşın biri arkada mantı açıyor, diğeri son yaprağı sarıyor, ben de tam mercimek köftesi yapıyordum ki servis başladı işte. İsterseniz yarıda bıraktığım yemeğimi getireyim?

Ya daha neyi uzatıyorsun? Dilbilgisel olarak herhangi bir yanlış yapmadım. ‘Sadece makarna var şu an’ cümlesinin nesini anlamadın acaba? Menü de elinde, durum gayet açık.

Ayhh gına geldi mola istiyorum. Mola işareti yaptım ve düdük çaldı, galleye toplaştık, teknik mola kullanıyoruz.

Başka bir arkadaş da arkada bekleyen diğer yolculara yardım için geldi o sırada. Yoksa seçenek olarak beni görmeye başlayacaklardı neredeyse. Teknik moladan yeni taktiklerle sahaya dönüyoruz. Olayı başka arkadaş devralıyor ve makarna tabağını adamın kafasından aşağı geçiriyor. Şaka şaka. Benim söylediklerimin aynısını o da söyleyince adam öffleyip gazetesine dönüyor ve olay bitiyor. Sonra yenisi başlıyor…

Uçağımıza Hoşgeldiniz Facebook Sayfası

19 Nisan 2013, 11:46 | Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , ,

Bu kabin memurunun artık bir Facebook sayfası da var. Bu sayfa üzerinden de paylaşımlar olacaktır. Blogun sağ üst köşesinde Facebook sayfası yönlendirmesini görebilirsiniz.

İyi uçuşlaar! 🙂

Güneş mi Doğuyor?!

16 Nisan 2013, 22:16 | Kabin Memurluğu, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Akşamüstü saat 8’e doğru evden çıkmışım. Gece boyu uçuş.

Cabin Crew Slides Armed and Cross Check! Kapılar kapandı, şov başlasınnn!! Önce bir  kahve içiyorum. İçiyorum demeyeyim de hızla tepeme dikiyorum.

“2R Ayşe* buyrun benim. Buz mu? Getireyim.”

Bir çöpe çıkıyorum, bir kahve daha içiyorum, bir kahve de yolcuya veriyorum. Adeta kahve diyarı.

Yolcu “Ne kadar kaldı?” diyor. “Geldik,” diyorum “şu dağların arkası hemen”. Bir kahve daha içmek istiyorum ama vakit bulamıyorum, yemekler hazırlanıyor, toplanıyor, diğer servisler vs.  

Güneş doğuyor artık. Yolcu çağırıyor o sırada, pencereden aydınlığı gösteriyor:

“Güneş mi doğuyor?”

Yolcuya bakıyorum, aydınlanan ufka bakıyorum, yolcuya bakıyorum yine. Güneş değil o, demek istiyorum ama yorulmuşum. “Evet” diyorum.

“Öyle mi?” diyor, diğer taraftaki pencereleri gösteriyor,”o zaman orası neden karanlık?” Oranın güneşi doğmamış daha ne yapalım, kader böyle!

Hadi hadi! Cevap versene, hadi ateistler bunu da açıklasın!! Çünkü kandırdım seni dostum. Güneş değil o! Jüpiter o, atom bombası! Dünya da yuvarlak değil zaten! Güneş böyle her gün hop diye birden yukarı zıplıyor her yer aynı anda aydınlanıyor. İşte hep kuantum bunlar!

Beynimin içinde böyle abuk subuk şeyler dönerken kaptan arıyor. 2 dakika izin isteyip gidiyorum.

“Buyrun Ali Kaptan” diyorum:

“İki çay göndeeer, çok doldurma, limon da koy, şeker olmasın bu sefer.”

“Bodum bardakta, yasemin çiçekleriyle beraber marine de edeyim mi ?” diyorum. Sonra yolcuya dönüyorum geri, tam açıklama yapacağım:

“Ne oldu bilemedin de Kaptana mı sordun?” diyor. 

Ne cevap vereyim şimdi? Saat sabahın 6’sı, zaten karanlık yerin güneşi falan doğmamış daha, ne cevap vereyim ben? He canım kaptana sordum, tanımlayamadıkları bir cisimmiş, onlar da çok merak ediyormuş. 

“Hayır beyefendi”, dedim ve ona Galilei’den başlayıp coğrafya, fizik ve astronominin güzelliklerinden bahsettim. Cümlemi bitirdiğimde artık bütün dünya aydınlanmıştı zaten. 

Bir kere daha giriştik çöpe falan derken inmişiz ben de hatırlamıyorum.

Çantamı sürükleyerek apartmana doğru gidiyorum. Saat sekiz olmuş, bakkal yeni açıyor, beni görünce “Oooo hostes hanım günaydın” diyor.

“Doğdu değil mi güneş ?” diyorum. Anlamsızca bakıyor tabii yüzüme.

Apartman kapısına geldiğimde sitenin görevlisi Ahmet yaklaşıyor. Selamlaşıyoruz. “İşten mi geliyorsun? Ben de daha yeni çıkıyorum çöpe” diyor.

Dur sen arkadan çık ben de önden başlayayım‘ diyesim geliyor istemsiz olarak. “Yardım etmek isterdim de çok yoruldum ben” diyorum zile basıyorum. 

“Kim o?” diyor evdekilerden biri.

“2R Ayşe!”

“Kimmm?”

“Ya off açın kapıyı hadi uykum var!”

*Havayolu şirketine göre değişiklik göstermekle birlikte, güvenlik ve net bir ifade açısından kabin memurları uçak içi iletişimde görevli oldukları kapılara göre adlandırılırlar genelde ve kendilerini bu şekilde tanıtarak konuşmaya başlarlar. Ön kapılar 1 numaradır; ön sağ kapı 1 right, sol kapı, 1 left olur. Arka kapılar 2 numara olur.. Böyle gider. 1R yerine R1 olabilir, sadece ad kullanabilir ya da havayolu bambaşka bir kural benimsemiş olabilir. 
Benim bu uçuştaki kapım arka sağ kapı ise biri aradığında ya da ben birini aradığımda “2R Ayşe” derim, sonra da “24. sıradaki yolcu uçaktan paraşütle atlamak istiyor” şeklindeki maruzatımı bildiririm meselâ.

2132 ECN Numaralı Koltuk

18 Mart 2013, 12:41 | Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

blank-boarding-pass-british-airways (Large)

Kıbrıs seferi yapıyoruz.  Yolcular uçağa yerleşiyorlar. İçeri siyah deri montlu, deri pantolonlu uzun saçlı bir çocuk girdi. Çocuk dediğime bakmayın, 30 yaşlarında. Sırtında gitarı var. Nasıl havalı nasıl havalı! Etrafı süzen manidar bakışlar, sağa sola devrilerek ilerleyen bir yürüyüş, ‘bakın buradaki dağlar hep benim’ ifadeleri. Ooo Tanrım, bütün kabin karizmasından kıpırdayamaz hâle gelmiş, birazdan gitarını ani bir şekilde açıp konsere başlayacakmış gibi duran bu adama kenetlenmişti. Vaktim olduğunda arkada durup insanları gözlemlemek gerçekten keyifli oluyor bazen.

Sarih bakışları koltuğunu aradığını anlatıyordu bana bu adamın. Bu arayış gitgide yoğun bir hâle gelmiş, bütün uçak bitmiş ama bizim Desperado muradına erememişti. Şimdi keskin bakışlarıyla yanıma doğru geliyordu. Bir yumruk vurup gidecekmiş gibi geliyordu ama anlamsız biçimde.. Haydi hayırlısı bakalım! Küstah ve aşağılayıcı bir tavırla elindeki biniş kartını yüzüme doğru sallayarak:

“2132 ECN diye bir koltuğunuz yok sanırım. Zaten bu kadar saçma bir biniş kartı  görmemiştim. Taş çatlasın 100 kişilik uçak için de 2000 küsür koltuk varmış havası yaratmak da ayrı bir konu” diye bir nefeste saydı cümlelerini.

Hey gidi! Dök içini! Açıl! Haykır yüzümüze! İsyan et!

Oysa biz çok eğleniyoruz. 100 kişilik uçakta 2000 koltuk varmış gibi yapıyoruz el ele tutuşup dans ediyoruz bazen. Yaptığın bu çılgınca tespitler, daracık uçak koridorunda zor şartlar altında olağanüstü bir görsel izan çerçevesinde gerçekleştirdiğin bu analizi sentezleyip bir çırpıda sunman gerçekten beni benden aldı.

 Demek 2132 ECN numaralı koltuk yok ha! Oysa söylemesi bile kabinde bir FBI havası estiriyordu. Lâkin evlat, o koltuk zaten hiç var olmadı!

İçimdeki kahkaha patlamasının yanı sıra adamın tavrının yarattığı kızgınlığı mümkün mertebe bastırıp müstağni tavrımdan ödün vermeden hareket etmeye çalışıyordum. Burnumun üzerindeki biniş kartından sıyrılmak suretiyle “Yardımcı olayım ben size” diyerek aldım elinden. İlgili bölümleri göstererek “Öncelikle 2132 koltuk numarası değil uçağın sefer numarasıdır Murat Bey, ECN de Kıbrıs’ın uçuş kodudur. Ercan Havalimanı.. Koltuklarımız her sırada a, b, c, d şeklinde gidiyor..”

Adam garip bir ifadeye bürünmüştü. Mahcubiyet desem değil, gıcıklık desem değil.. Bir tuhaf işte. Yaptığını anlamış mıdır bilemiyorum doğrusu.

“Koltuk numaranız 24A. Bakın yazıyor koltuk no diye. Göstereyim ben buyurun” dedim, koltuğa ilerleyerek.

Taş çatlasın 100 kişilik uçak için 2000 küsür koltuk varmış havası yaratmak parlak bir fikir olarak gelmeyip beynini kurcalıyor madem, bütün uçağı aşıp gelip bana kin kusana dek  15  santimetre karelik o saçma biniş kartına 3 saniye baksaydın seni buralarda anlatmak durumunda kalmayacaktım arkadaşım. Üç satırlık yazının bile sadece giriş kısmını okuyabiliyoruz maalesef. Derginin de sadece resimlerine bak mümkünse.

Gösterdim koltuğunu. Attı gitarı koltuğa, saçlarını savurarak oturdu yerine. Biniş kartını geri verdim.

*** 

Hayır ne oluyor yani? Nedir bu tavır? Gerçekten anlam veremiyorum. Muayyen günün falan mı? Neyin rüzgârını estiriyorsun? Madem elindekini okumadın ya da okumak istemedin, madem yerini bulamadın, gelip insan gibi sor. “Affedersiniz yerimi bulamadım, yardımcı olur musunuz?” de, “Kartta ne yazıyor anlayamadım, bir bakar mısınız?” de! Ama hayatını çekilmez hâle getiren benmişim gibi kusma yüzüme. İlla gösteri mi yapman gerekiyor? Kimse yerini bulamadın diye dalga geçmeyecekti seninle. Ama şimdi ne oldu?  Dalga geçmekle kalmıyor, o kadar zaman geçmesine rağmen unutmadığım bu küstahça tavrı yazıya bile döküyorum. Uçağa binen karizmatik gitarist yerine rezil, terbiyesiz, izansız bir insan oldun. Bir tek benim gözümde değil, o sırada yanımızda olan diğer yolcuların gözünde de anlamsız birine dönüştün. Peki bu kadar yaygaraya derdimiz ne? Koltuk numarası. Etki alanı? Bak nerelere geldik.. Nelerle geçiriyoruz hayatımızı??

Böyle anlattığım zaman kötü yorumlar geliyor bazen. “Sen kendini ne sanıyorsun, sen her gün görüyorsun, o görmüyor. Bilmiyor olabilir, senin işin o zaten vs.” diye. İşim bu evet, gerektirdiklerini de yapıyorum zaten. Aksi bir tavır söz konusu değil. Ama şahsen bir yolcu olarak ya da herhangi bir yerde bir müşteri olarak elime bilgilendirici bir kâğıt, bilet vs. tutuşturulduğunda neymiş, ne yazıyormuş diye bakarım, incelerim. Hepsinin dışında çok temel bir şey dikkatimi çekiyor her defasında. Şehirlerarası otobüs ülkemizde gayet yaygın bir ulaşım aracı. Uçak bileti fiyatları low cost firmalarla beraber düşüşe geçene dek neredeyse alternatifsiz kullandığımız bir ulaşım aracıydı hem de. Hâlâ da konumunu koruyor gayet. Otobüste 12. sıra cam kenarı bilet alıp kimse olmadan yerimizi bulabiliyorsak uçağın bundan farklı olacağını düşündüren nedir? Uçabiliyor olması mı? Havada olunca koltuk numaraları 2132 ECN’ye benzer bir kod numarası gibi mi olmalıdır? Niye düşünce yolumuzu bu kadar zorlaştırıyoruz? Otobüsün içinden çok da farklı değil uçağın içi. Karmaşık bir yapısı yok. 1’den başlayıp gidiyor işte. Neden benzer bir mantığı kuramıyoruz? Bunun uçakta görevli olmakla, her gün uçağın içinde olmakla falan hiç alakası yok. Bulunduğun ortamın farkında olmak, tecrübeleri, yapıları bir diğerine uyarlayabilmekle ilgili.

Altını çizerek belirtmek isterim ki bu düşünce, karşımda yerini bulamayan insanlarla dalga geçmek anlamında değildir. Sıklıkla bu tavırla kıyaslandığı için açıklamak durumunda hissediyorum kendimi. Her şeye rağmen, yer bulunamayabilir, kucağında bebek olabilir, ilk kez biniyorsundur, numaraların yazdığı kısmı görememiş olabilirsin, dalgın olabilirsin, ne bileyim elli tane sebebi olabilir. Hatta sıklıkla karşılaştığımız üzere biniş kartı düzgün basılmamış olabilir. Şirazesi kaymış nice biniş kartları oluyor, aynısından yedi nüsha çıkıyor bazen, boş beyaz bir kağıt çıktığı da oluyor. Bunlar zincirleme bir dolu gereksiz olaya, gecikmeye sebep oluyor hatta. Ancak insan gibi tavırlarla, düzgün bir üslupla, mantıkla hareket edip iletişim kurulduğunda gelip geçiyor hepsi, çözülüyor, kimsenin de kafası gözü, ruhu yaralanmıyor. Fakat nereye dayandığı belli olmayan, dengesiz ve anlamsız hareketler sadece tarafları, çevreyi yoruyor ve olayı olmayacak yerlere taşıyor.

“2132 ECN diye koltuk mu olur beaaa? Gerizekalı mısın sen? Bir adam gibi baksana o kağıda ne yazıyor diye? Gelmiş bir de üzerime çullanıyorsun bir koltuk davasına?! Ayrıca sensin saçma biniş kartı!” gibi çıkışsam elli yere şikayet edilip haberlere konu olurdum herhalde terbiyesiz hostes diye.

Çok çılgın bir uçuştu gerçekten bu çok. Uçağın rotadan çıktığı bütün uçağa haykıran teyzenin akıbeti ne oldu? Karizmatik gitarcı üstün izan gücüyle bu olayları nasıl yorumladı? Hepsi bir sonraki bölümde sizlerle olacak! 🙂

Ayrıca Murat Bey taş çatlasın 100 kişilik dediğiniz uçak 186 kişilik, çok rica ediyorum, üzülüyor sonra.

Cam Kenarına Oturmam Gerek Dedim!

15 Mart 2013, 02:01 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yolcu alımındayız. Birden bir kadın “Hostes Hanım bakar mısınııız?” diye seslendi.

“Buyurun?” dedim.

“Beyefendi benim yerime oturmuş kalkmıyor.” 

Örtmenimm Ahmet saçımı çekiyoooo..

“Biniş kartınızı görebilir miyim beyefendi?” dedim.

“Tamam benim yerim burası değil ama buraya oturmak zorundayım” dedi.

Ooo çok fantastik! 

“Neden peki? Sebebini öğrenebilir miyim?”

“Çünkü cam kenarı başka yer kalmamış ve benim cam kenarına oturmam gerek” dedi.

Şu elimdeki eter hepimize yeter demek istiyorum…

“Anlıyorum fakat görüyorsunuz burası hanımefendinin yeri ve oturmak da onun hakkı. Ben size başka bir yer ayarlamaya çalışayım.”

“Olmaz!! Bir şey olursa nereden kaçacağım?!” dedi uçağın penceresini göstererek, ” Cam kenarında oturmam gerek, burası iyi!” 

Vuuu ipler koptu işte! Bir şey olursa nereden mi kaçacağım?! Bir şey olursa o minnacık pencereden mi kaçmayı planlıyordun acaba? Bir adama baktım şaka mı diye,  bir pencereye baktım sığar mı diye.. Dostum kafan bile geçmez o pencereden. Nasıl bir matematik kullandın ki? Kolumu kurtarsam yeter diye mi düşündün?

Kadın da adama bakıyordu, omzumu sıvazladı neden sonra, “Ben şuraya oturayım da siz durumu çözmeye bakın, kolaylıklar” dedi acır gibi. O sırada zaman geçiyor tabii.

Sayın konuklarımız, yolcularımızdan birinin acil olarak psikolojik yardıma ihtiyacı vardır!..

Eğildim adamın yanına iyice. “Bakın beyefendi inanın sizi çok iyi anlıyorum. Öncelikle lütfen sıkmayın kendinizi. Herhangi bir aksaklık söz konusu değil. Rahat olun lütfen. Fakat pencereden kaçmayı nasıl düşünüyorsunuz acaba? Çok küçük değil mi? Çıkamazsınız oradan”

“Geçeriz artık bir şekilde.”

İcabında süblimleşiriz…

“Geçerken sıkışabilirsiniz bence. Hem kırılmayabilir o pencere bakarsınız.. Allah korusun tabii ama eğer bir şey olursa, bence kapıya yakın olmak daha mantıklı. Koridordaki yerinizde oturursanız – ki bakın ne kadar şanslısınız ikinci sıradasınız, hemen çıkabilirsiniz.”

Şşştt aramızda kalsın!

Adam sustu. Baktı bana. “O kadar sağlam yani uçak. Kırılmayabilir o pencere diyorsun”

“Siz rahat olun, güvenin bana. Hanımefendi yerine geçsin, siz de gelin böyle. Yine de beğenmezseniz ben yardımcı olmaya çalışacağım.”

“E anlaştık o zaman.”

E hadi bakalım.

Oksijenle İlgili Hayaller

24 Ocak 2013, 13:10 | Kabin Memurluğu, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , ,

Bu şekilde bir blog araması gelmiş: Oksijenle İlgili Hayaller

Arama yapan kişi ne düşünmüştür bilemiyorum ancak ben çok fazla hayal kuruyorum oksijenle ilgili.

Yazın, havalandırmalar çalışmadığında ya da çalıştırılmadığında ter kokularının kabini sarmasını takiben oksijen hayalleri kuruyorum meselâ. Bir sabunu bile çok görüyor bazı insanlar. İlgili olarak (bkz: deotak)

Bir bakıyorsun köfte falan çıkarmış biri, diğeri ağır kokulu bir cips yiyor derken biri kusuyor. Sonra uzaklardan bir bebek bezi sesi.. Başını kaldırıp bakınca bebeğe yakın koltuktakilerin bayıldığını görüyorsun. Evet çok hayal kuruyorum. Hayal olmayan şeyse yolcunun, o bebek bezini, bindiği ulaşım aracı çöplükmüşçesine koridora, koltuğa bırakması. Biyolojik silah denemesi midir nedir?!

Sabah 06:15, günün ilk seferlerinden ve uçağa daha biner binmez ya da kalkıştan hemen sonra tuvalete giren bir şahıs ve sonrasında uçağın yarısını kendinden geçiren bir koku. Oksijen hayali kurmamak elde değil. Topluca göz feri sönmesi böyle bir şey.

Servisin ortasında, zaten kısıtlı oksijenin olduğu bu hava karışımına eklenen bir gaz. Maske çıkarıp oksijen soluyasım geliyor. Uçakta yedi psikopatı bulun!

“Havada mıyız?” sorusu.. Hep oksijensizlikten işte! Evet delicesine hayal kuruyorum.

Gelin hep beraber kuralım bu hayalleri 🙂

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: