Dehr Gösterdi Yine Hicran Hicran Üstüne

16 Şubat 2015, 00:19 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken, develer tellâl iken ben uçağın içinde türbülansın birinde tıngır mıngır sallanır iken uçakta tek bir boş koltuk olmadan yirmi küsur bebekle bulutların üzerinde gidiyormuşuz.

-Beyefendi oturur musunuz?

-Beyefendi kemerinizi bağlar mısınız?

-Hanımefendi bebeğin kemeri lütfen!

-Hanımefendi siz de bebeğin kemerini bağlayın lütfen!

-Hanımefendi bebeğin kemeri…

-Bebeğin kemerini bağlar mısınız hanımefendi?

-Bebek diyorum, kemer diyorum!

-Hanımefendi…

-Çantayı alalım koridordan.

-Hayır hanımefendi, bebeğinizin sizin kucağınızda olması daha sağlıklı ve güvenli olacaktır.

-Peki yardımcı olayım kemeri bağlamanıza.

-Teyzecim!

-Hey genç baba bebeğin kemeri!

-Bebeğin kemerini bağlar mısınız? – Ama? – Ama yok, yok ama, ne aması?!

Aaaayyyhhh biri bana su versin ağzım dilim kurudu.

Neyse işte herkesi bağladık, ama diyenlerin ağzına da çorap tıktıktan sonra ne ara yükseldik ben de hatırlamıyorum. Sonra epey bir hatırlamıyorum yine… Tek hatırladığım uçakta fır döndüğüm. Bir öne koşuyorum, bir arkaya koşuyorum. Kimse doymak bilmiyor, herkes susuzluktan dehidrasyona uğramış gibi…  Böyle hayalet avcıları misali sırtıma su sebili bağlayıp gezsem yeridir.

12C’ye bir su çek!

20. sıralarda susuzluk yeniden baş gösteriyor dikkat edelim arkadaşlar.

Arka saflarda açlık belirtileri patlak verdi, arkadaşım sen onları doyur, ben sıvı teminine gidiyorum.

Ön sıralarda karnı doymuş yolcularda yeniden deri kuruması gözlenmiştir, gerekli nem ikmalini yapalım lütfen!

İnsanlar zombi gibi suuuuuu, yemeeeeek, suuuuuu diye uğulduyorlar. Bebek maması soran bile oluyor. Cebimden Aptamil falan çıkaracakmışım gibi bakıyor gözlerime.

Tabii sonra tuvalet trafiği… E-5’in ortasında sıkışmışım gibi kalıyorum kabinin orta yerinde. Elim kolum dolu. O sıra yolcunun biri sesleniyor, dönüp bakıyorum. Aramızda 5-6 sıra kadar bir mesafe var. El işaretiyle su içmek istediğini belirtiyor. Tamam diyorum. Başımı  uçağın arkasına geri çeviriyorum, önümde uzanan kuyruğa iç çekerek bakıyorum. Bir Allah’ın kulu da bana su verse ya… O sırada arkadaşla göz göze geliyoruz. Süzme çesmin gelmesin müjgan müjgan üstüne der gibi bakıyor sanki. Dilde gam var gelemiyorum koridor dolu yolcu yolcu üstüne der gibi karşılık veriyorum ben de. Tam böyle karşılık verirken son vereceğim suyu unuttuğumu epey bir sonra hatırlayacağımı bilemiyorum elbette o an. Üzerine iki bacak daha geçiyor… Uçağın içi Flash Tv’nin halay programları gibi.

Uçağın tekerleri son bacakta yere değerken tabanımdaki sızıyı düşünüyorum. Eve gidip derhal uyumak istiyorum.

Koca bir şişe suyu kafama dikip gözlerimi yumuyorum. Tam uykuya dalacak gibi olurken, uykuyla uyanıklık arasında uçurumdan yuvarlanır gibi olurken kalbim çarparak panikle açıyorum gözlerimi.su

Offf ya, adama su vermeyi unuttum!!!! Off, offf!!! Hay kafama!

Bir kere de aynı şekilde kahve vermeyi unuttuğumu hatırlayarak göğsüm sıkışıyor bir süre, Dehr gösterdi yine hicran hicran üstüne diye düşünürken uykuya dalmışım, onu da uyanınca fark ediyorum.

Reklamlar

Yetişin A Dostlar Uçak Rotadan Çıktı!!

30 Temmuz 2013, 01:05 | Kabin Memurluğu, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hatırlıyor musunuz koltuğunu arayan gitarlı yolcuyla olan uçuşu? Burada yazmıştım. Hah o uçuş hiç bitmedi işte! 
Eğlence salonlarında kutudan fırlayan köstebeklerin kafasına vurma oyunu vardır ya, tam da öyleydi.. Birini hallediyoruz bir diğeri fırlıyor, arka taraf asayiş berkemal derken ön taraf Meksika dalgasına başlıyor falan.. Uçağın içi şenlik alanı gibiydi.
Kalkışı sağ salim atlattıktan sonra servise hazırlanmaya başladık. Çocuklar, Road Runner misalî koşuşturuyor kabinde. Anneler, beşinci kattan evlâdını yemeğe çağırıyormuşçasına haykırıyor çocuklarına.
Koridordan geçerken kucağıma bir çocuk bile tutuşturuldu hatta; ‘Bak hostes abla iğne yapar!’ diye. Yuha!! Freud’dan başlayan kısa sohbetim öğrenmede davranışçı yaklaşıma gelmek üzereydi ki çocuğun çişi geldi. Oracığa yapacak olsaydı hangi yaklaşımdan girişirdim bilemiyorum fakat herkesin gördüğü, gülümseyici yaklaşımım oldu tabii.  Neyse bu konuyla sık karşılaştığımdan ayrı bir macera olarak anlatacağım..
Çocuğu ana kucağına teslim ettikten sonra servis başladı. Çaydı kahveydi derken bir eğlendik bir eğlendik dedik artık çekelim şu trolleyi tekerler değmeden. Tam dibimde bir kadın bağırdı o esnada:

“Ayyy hostessss uçak rotadan çıktı!!!”

Dedim ‘teyze sen de katıl bize hep beraber çıkalım rotadan hobaa!’

Teyzeye yakın olan bendim, arkadaş çekti trolleyi ben de teyzeye yaklaştım. Şşştt çaktırma teyze ya ne güzel gidiyoruz işte!!

“Ne oldu hanımefendi anlayamadım tam?”, dedim.

“Uçak rotadan çıktı kızım! Çizgide gitmiyor!” dedi ekranı göstererek. Ha ciddi yani teyze!! Nitekim, Sabiha Gökçen’le beraber uçmuş gibi bakıyordu yüzüme. Ciddileştim tabii hemen.

Ekrana baktım, bildiğim her günkü ekran. Hangi sebepten dolayı rotadan çıkılmış olabileceğini düşünmüştür diye kübik ve gerçeküstücü bir yaklaşımla pencereden şöyle bir baktım karanlığa, o anki rüzgâr ve hızımızı hemencecik hesaplayıp yeniden değerlendirdim görüntüyü. Teyzecim korkacak bir şey yok Kaptan shortcut almış Filipinler üzerinden yaklaşacak piste! Tanrımmm kabin, kabin olalı böyle determinizm görmedi, ne kaddar da bilimselim 😛

Uçağa binmiş olanlar bilecektir. Birçok uçakta uçuş bilgilerinin, rotasının verildiği, ayrıca reklam, film vb. gösterilen kabin eğlence sistemleri vardır. Harita kısmında da çeşitli animasyonlar olur. Dünyadan başlar göstermeye bulunduğun
coğrafyaya yaklaşır, uçağın nereden nereye gideceğini çizer,  beğenmez siler, yok ters döner, şekil yapar, yay çizer vs.

İki uçağın burnunun çizgi üzerindeki yönüne bakacak olursanız, yolcumuzun olaya ne denli hassas yaklaştığını görebilirsiniz.


İşte canım teyzem bir bakmış uçak rotayı gösterirken burnu Yunanistan’a doğru kaymış, İstanbul’u göstermiyor, gösterilen çizgi üzerinde de değil. Ah teyzecim biz alıştık sen de alışırsın, uçak işte burnunun dikine gidiyor hep! Açıkladım tabii durumu, her şeyin normal olduğunu… Fakat o esnada durum teyzeyle mi kaldı? Kalmadı.

“Hostessss uçak rotadan çıktı!!” yı duyan maceraperest yolcular ne yapar?

“Neeeaaa uçak rotadan mı çıkmış?”

“Nasıl ya?”

“Ne oluyor, ne oluyor?”

Pencereden bakmalar, ayağa kalkıp teyze ciddi mi diye teşhise gelenler, uçak rotadan çıktığı için ağlayan çocuklar, uçak rotadan çıktı diye ağlamayı bırakan çocuklar, uçağın rotasından bağımsız olarak ağlayan bebekler, cidden Filipinler’e insek umrunda olmayacak gençler, tek kaşı kalkık cool görünümlü fakat gergin gitarcı ve gitarı.. Aaa sen de vardın değil mi Desperado?! 🙂 İyi misin nasılsın? Rahat mı koltuk?

Ve gitarist beklenmedik bir hareket yaptı o anda. Gitarının üzerinden ufak bir baş hareketiyle beni çağırdı. Kanka mı olduk bir anda ne oldu kuzum? Bir gözü ekranda bir gözü pencerede. Rota görünüyor mu bari, bak bakalım çizgide mi gidiyoruz? Eğildim, dikkat kesildim. Desperado aslında teyzeye inanmamış ama belli ki kurt düşmüş içine, ‘cidden bir sorun var mı?’ diye fısıldadı kulağıma.

Ben de fısıldadım: “Korkma Desperado, sorun yok koltuk sayımız tam, saydım yeniden, yolumuzda gidiyoruz!”

Uçuşun en güzel ânı, tekerlerin yere değeceği andaki yaşadığımız sessizlikti. Oh!

Millet, daha açık olmayan kapıdan inmek için ayağa kalkmış beklerken bir ses geldi aradan:

– İstanbul değil mi kızım?

Bakayım doğru mu geldik?

Yok teyze Manila burası, sonraki durak seninki! Evet teyzeciğim merak etmeyin siz…

Gitarcı sen de biniş kartlarıyla barışık ol artık, haydi selametle!

 

Uçakta Mikrodalga Yok Da Ne Demek?!

16 Ocak 2013, 17:24 | Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , ,

Mideme kupalarca kahve indirip, omurgama titanyumdan sağlam bir boru, ayak tabanlarıma yerle teması kesecek yumuşak bir şeyler takmak istediğim günlerden birinde Avrupa hava sahası üzerindeyiz. Uçağın içi Amerikan filmlerindeki parti ortamı gibi, kabinde çılgın atıyor yolcular.

Slow motion görmeye başladığım bu ortamın içinden kucağında bebek elinde mamayla bir kadın yaklaştı. Yurtdışında yaşayan Türkçesi pek kuvvetli olmayan bir Türk kendisi.

 “Mama vereceğim çocuğa şunu ısıtsana” dedi.

Ne kadar kibarsınız dedim içimden. Aldım mamayı üzerine baktım mikrodalga için diyor.

“Hanımefendi mama, sadece mikrodalga fırın için sanıyorum”

“Aaa yok mu uçakta?”

“Maalesef, bizim fırınlarımız uygun değil bu mama için. Sıcak su verebilirim isterseniz?”

“Nasıl ama ya? Çocuk aç…”

Ben mi sorumluyum açlığından acaba? Sevgili yolcu, madem çocuğun var, madem onunla yolculuğa çıktın, her türlü önlemi alman gerekmiyor mu? Ben çocuğum için öyle yapardım. Mutlaka alternatif bir şey bulundurulması gerekir. Uçak bu, ha deyince olmuyor her şey. Güvenlik gereği her istenen de bulundurulamıyor.

 “Yanınızda başka bir yiyecek var mı bebek için?”

“Yok. Ya ama mikrodalga nasıl olmaz, her yerde var.”

Evet canım yerde olabiliyor da havada bulmak mümkün değil işte.

 “Uçaklarda mikrodalga fırın bulundurulmuyor hanımefendi”

 Ankastre bizimkiler neden beğenmedin ki?

 “Hah çok kötü bence, hiç de güzel değilmiş hizmetiniz. Mikrodalga yok diyo yaaa”

Öyle mi yeaaa! Meşe odunu var arkada isten mi? Islak ıslak, orijinal! Şahane ısıtır. O surat ifadesi, mimikleri, ses tonu, vurguları falan beyin sinirlerimi dürtüyor sanki.

Ortaya koyduğu fantastik çıkarımlar da cabası. ‘Iyyy iğrenç bir firma mikrodalga fırınları yok, asla kullanmayın’. Ben sana çocuğuna, uygun mamalar getirmediğin için ıyy rezilsin diyor muyum? Kim sana uçakta mikrodalga var, bebek maması var vaadinde bulunmuş ayrıca?

Resmen hıh diyerek döndü arkasını gitti sinirli sinirli. Üslubu uygun olsaydı farklı yollarla yardım etmeye çalışacaktım birçok kişiye yaptığım gibi. Ama irtifa arttıkça tavır ve davranışlar çamurlaşıyor nedense. Ne çalışan, ne yolcu, ne de insan olarak anlam veremiyorum. 

Meselâ sakin bir uçuşta, toz bebek mamaları kullanan ve inatla yemeyip ağlayan bir bebek için neden püre hâline getirilmiş sebze meyve vermediğini sordum. Yani evde robot varsa tuşa basıp sebze meyveleri ezmek ile biberon çalkalamak arasında uçurumlar yok. Daha sağlıklı değil mi?

Böyle bir sosyal mesaj verme, meyve püresi hazırlama gibi bir görevim yok ama o gün üşenmedim, vaktim de varken aldım bir kap kendi portakal mandalinimi çatalla olabildiğince ezip vermiştim yolcuya. Kadıncağız şaşırmıştı ama sevindi bayağı. Takdir etti görüşümü, hak verdi. Çocuk da meyveleri yiyince pek güzel oldu, bir hayli de oyalandı hani. Sevindim ben de..

İstenen olmayınca tü kaka, rezil insan, hizmet, havayolu bilmem ne oluyorsun ama yardım edince aman ne güzel, ne iyi insan, hizmet, şirket olamıyorsun. Kötüyü herkes yazıyor ama iyi olan hiçbir yere iletilmiyor bizde.

Neyse işte bir mikrodalga etmiyor demek ki…

Bebek Kemeri

02 Ağustos 2012, 14:49 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , ,

Tüm yolcular binmiş, kapılar kapanmış. Son hazırlıklar yapılıyor. Bendeniz kabine çıktım yolcuları kontrol ediyorum. Kemerler bağlanmış mı, güneşlikler açık, masalar kapalı koltuklar dik mi?

Baktım ki bir anne kucağındaki bebeğin kemerini bağlamamış.

-Bebeğinizin kemerini bağlamanız gerekiyor hanımefendi..

-Hı hı evet..

Ama hareket yok, öyle bakıyor. [E hadi ama uçak kalkacak şimdi, kalacaksınız öyle..]

– Nasıl bağlanacağını biliyor musun? Yardımcı olayım isterseniz.

Bebek kemerini aşağıdaki fotoğrafta görüyorsunuz. Kemer üzerindeki halka bebeği taşıyacak kişinin kemerine geçirilip bağlanır. Kalan kısım da bebeğe bağlanır. Amaç malum, herhangi bir acil durumda, türbülansta, frende bebek anneden fırlayıp gitmesin.

– Ee ben biliyorum aslında ama şimdi zor oldu çocukla siz bağlayın isterseniz.  [Hıı tabii evet. Anladım ben tamam. Bilmiyorsan söyle yahu, utanılacak bir şey değil.]

– Peki, deyip eğildim. Bebek kemerinin halkasını aldım, kadının kemerini açtırıp bebek kemerini geçirdim ve kemeri yeniden bağladım. Sonra da bebeğin kemerini, belinden geçirip onu da güvenli hâle getirdim. Belimi doğrulttum kalktım, kadın şok.

– Aaaaa, dedi şaşkınlıkla. Ben hep bacağından bağlıyordum!

Ben, şok.

– Olur mu hanımefendi, belinden bağlamanız gerekiyor ki acil bir durumda, ani bir harekette size bağlı olsun [şimdi kucağından uçup gitmesin, bacağı kopmasın diyeceğim höff..] Yoksa mazallah!

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: