İlk Uçuş!

16 Haziran 2014, 00:34 | Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Günlerden bir gün bir yolcu körükten sekerek geliyordu… Üzerinde kırmızı kapüşonlu bir eşofman üstüyle anneannesine yemek götüren modern kırmızı başlıklı oğlan diyebiliriz. Sevgi çemberi oluşturup ront yapmamıza az kalmıştı ki:

“İlk kez biniyorum ben uçağa, çok mutluyum!! ” dedi.

Boynuna Hawaii usulü çiçekli kolyemizi taktıktan sonra Türk usulü lolipopumuzdan takdim edip alkışlarla kabine alıyoruz. Boarding esnasında arada bir karşılaşıyoruz:

“Hava çok güzel, yerim de cam kenarı çok şanslıyım, hep dışarıyı seyredeceğim” diyor.

“Keyfini çıkarın, güzel bir yolculuk dilerim” diyorum.

Sonra servise bir çıkıyoruz ki çocuk bulutlar üzerinde rüyalara dalmış. Kaçtı güzelim bulutlar!!

İnerken hevesini kurt yemiş misâli asık suratıyla yanımıza geliyor:

“E ben uyumuşum ya!”

He ya, uyudun resmen!  Bir dahaki sefere inşallah :)”

“Nasıl uyudum ya?!” diyerek uzaklaştı gitti.. Üzüldüm tabii.

İşte bu karikatürü görünce kırmızı başlıklı çocuk geldi aklıma 🙂

ilk uçuş, uçağa ilk kez binmek

Elazığ’a gidecekken kendini Ukrayna’da bulmak!

28 Aralık 2012, 01:26 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hayat bu, plan yapmaya gelmiyor, hangi saat nerede olacağını bilemiyorsun. Hele havacılık dünyasında hiç bilemiyorsun. Söz vermeyeceksin, giderim demeyeceksin, akşam şu saatte evde olacağım demeyeceksin, uçuşum ne de olsa öğleden sonra sabahtan da şu işimi halledeyim demeyeceksin. Eğeceksin başını, elinde telefon oturacaksın.

Ben de bir kış günü, haftalar öncesinden planlanmış olan bir İstanbul-Elazığ uçuşu yapacağım. Sabah 04.30 gibi evden alınacağım, akşam da 17.00 gibi dönmüş olacağım. Sonrasında da benim uçuş programımdan dolayı sürekli ertelenen bir yemeğe davetliyiz. Her şey yolunda, havalimanına geldim, ekiple toplandık, Kaptan geldi vs. ama teslim alacağımız uçak gecikmedeymiş. Biz de bekliyoruz. Zaten canım sıkıldı, gözüm sürekli saatte yetişebilecek miyim diye. Sonra ekip planlamadan bir haber uçuverdi: “Gecikmeden dolayı sizin uçuşunuzu başka bir ekip yapacak, siz de Ukrayna uçuşunu yapacaksınız.”

Haydaaaaa!! Başımdan aşağı kaynar sular… Ya ama nasıl olur, off!! Akşam, yemek, plan, dostlar, özlem, beklenen sohbet.. Sinir, sıkıntı, üzüntü içinde bir telefon açılır:

“Dostlar size afiyet olsun ben Ukrayna’ya gidiyorum..”

“Hö?”

“Beni bugün de beklemeyin! Çok üzgünüm.”

“Yaaaa neden ama, kaç zamandır planlıyoruz yine mi olmadı?!”

“Evet bu da gol değil, yine olmadı…”

“Kaçta inecek uçak?”

“Her şey yolunda giderse gece yarısı evde olurum artık” Ağladım ağlayacağım…

derken Kaptan geldi bilgi vermeye:

“Arkadaşlar, uçuşumuz malum, hava şartları malum. Geçtiğimiz hafta boyunca bu alana iniş yapılamadı bir türlü, her defasında geri döndük bakalım bugün neler olacak göreceğiz.”

Hı hı, evet çok güzel. Gerçekten şahane!  Saat olmuş öğlen ben kalkmışım sabahın 4’ünde, daha işe başlamadan bitmişim zaten.

Hayattan umudu kesmiş biçimde bekledim, saat geldi kalktık gittik. Belki inemeden dönersek erken giderim gibi hesaplar yapıyorum. Derken ‘İnişe 10 dk’ uyarısı ve teker yerde. Evet süper! Uçsuz bucaksız kardan bir düzlüğe iniyoruz. Etrafta ne bina görüyorum, ne insan. Bir iki yapraksız ağaç, uzaklarda havalimanı binası. Körük yok, uzakta bir yerde açıkta bekliyor uçak. Birkaç ülkede olduğu üzere, burada kapıya operasyon görevlilerinin yanı sıra asker geliyor. Kalpaklı bir tanesi de bitiverdi yanımızda. Hava buzz! Tükürsem donacak.. Ama neden tükürüyorum ben de bilmiyorum. Merdivenlere çıktım, üzerimdeki zıldırızop üniforma ile ensemden kuyruk sokumuna doğru çıtır çıtır donma sesi duymaya başladım sanki. Zaten daha öteye de gitmek yasak. Asker donuk gözlerle bize bakıyor. 

Adam İngilizce bilmiyor, ben Rusça… “Al kardeş sana çay vereyim” dedim. “Ne diyor bu yahu?” diye soran gözlerle bana bakıp elimdeki çay bardağını görünce gözünün buzu eridi. 

Dostum sor bakalım geliyor muymuş yolcular? Ama kime diyorum tabii. Elf gözü de yok ki uzaktaki cücük kadar binada hareketlilik var mı anlayayım. Ekip de takılıyor kendince sohbet muhabbet. İşimiz gücümüz bekleyenimiz var, hadi hareket biraz. Türkiye sıcak, haydi gelin de gidelim. 1,5 saat kadar bekledik sanırım. Sonra bir grup yolcu geldi, 20 dk sonra başka bir grup en son 4 kişi derken  bayılmışım…

Neyse işte toplaştılar nihayet de “Acaba kalkabilecek mi uçak? Hava da kötüleşiyor mu ne?” hisleri sardı bir an ama zıplayarak terk ettim o düşünceleri de. Sakin geçti uçuş, döndük İstanbul’a. Haber geldi o sıra: ‘Sizi İzmir’e çekeceğiz.’

Çek kuzum çek, zaten olmuş akşam. İster Kiribati’ye çek, ister Kamçatka’ya fark etmez bu saatten sonra. 

Neyse alanda İzmir uçağını bekliyorum bu sefer. Ekranda bir uyarı. 1 saat gecikme. Aldım elime bir mendil halay çekeceğim bekleme salonunda. Ben kaçta kalktım? 04.00. Saat kaç? 23.00. Hobaaaa, haydi hep beraber. 

Mesaj yolladım arkadaşlara: Ben kahvaltıya bile yetişemiyorum. Sağlıcakla kalın!

Hey, şu lanet olası tuvalet nerede dostum?

22 Kasım 2012, 14:04 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Hayatımın son dönemlerini düşündüğümde uçtuğum uçaklar evimden daha iyi bildiğim yerlerdir. Evde üstüm başım nerede bilmem ama uçaktaki tüm olağan ve acil durum malzemelerinin yeri aklımdadır mütemadiyen. Gözümü bağlasan ne nerede bulurum hani.

Uçağın inmesine yarım saat kala gibi bir zaman var. Telaşlıyız tabii. Her yeri toparla, düzenle, yerleştir, temizle derken robot gibi işliyor ellerimiz.

O unit*, bu trolley** eğilip kalkarken bir yolcu geldi. Başımı kaldırdım “tuvalet için bekliyorsanız şu an dolu isterseniz arkadaki tuvaletleri kullanabilirsiniz” dedim.

“Ha? Öyle mi?” dedi şaşkınlıkla. “Nasıl gideceğim? Dümdüz mü?” diye sordu dümdüz koridoru işaret ederek. Çınnn etti kulağım. Bir an mavi ekran olduğumu hatırlıyorum. Ah be yolcum ne yaptın ya?!

“Evet hiç sapmadan dümdüz arkaya gidiyorsunuz.” dedim nasıl bir surat ifadesiyle gülümsediğimi bilemeden. Orada kime sorsanız gösterir..

Arkasından şöyle bir baktım acaba bulabilecek mi diye oysa ne merdiven görünüyordu ufukta, ne sağa sola sapacak koridorlar. Kaybolman imkânsız dostum, dümdüz uçak işte! Tamam tamam kimse uçaktaki tuvaletin yerini bilmek zorunda değil de bulunduğun mekânı algılamak diye bir şey var. Hani zaman-mekân-uzam.. Yani belki boş bulunup paralel evrene de sıçramış olabilir kendisi..   Tez zamanda inmeliydik, tez zamanda inmeliydik! Bir saatten sonra oksijensiz kalan beyin hücreleri it oynamış yonca tarlasına dönüyor. 

*Unit: Hosteslerin çalıştığı mutfaklarda (galley)  yer alan metal dolaplar.

**Trolley: Uçakta yiyecek, içecek, duty free vb. servisler için kullanılan tekerlekli araç.

Can Yeleği!

20 Kasım 2012, 03:32 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Uçuşta meydana gelebilecek bazı acil durumlar ve uygulanması gerekenler var ki ‘yok arkadaş bu iş olmaz’ diyorum. Bunlardan biri, olur da uçak acil bir şekilde suya inmek durumunda kalırsa nasıl davranılması gerektiği.

Uçağa binildiğinde yapılan ya da gösterilen güvenlik demosunda acil bir durumda can yeleklerinin uçaktan çıkıldığında şişirilmesi gerektiği belirtilir. Ancak çoğu kişi bu ayrıntıyı dinlemez. Ve şüphesiz yolcuların büyük bir kısmı suya inme, çarpma anında o can yeleklerini, boyunlarından geçirdiği gibi şişerecektir. Bunda elbette yaşanan paniğin de etkisi olacaktır ancak eller o şişirme iplerine gidecektir.

Peki sonra?

Uçağın ana kapıları ile kanat üstü acil çıkış kapılarını düşündüğümüzde, kanat üstü çıkış kapıları diğer kapılara göre küçüktür. Uçağa binenler bilecektir. Bu kapılardan can yelekleriyle çıkmak çok çok zordur. İmkansız diyeceğim, olmayacak. Uçak suya inmiş, insanlar paniklemiş, hepsi yeleklerini şişirmiş, birbirlerini eze eze cücük kadar yerden çıkmaya çalışıyor. Evet böyle düşününce durum imkânsızlaşıyor.

Ana kapılara gelirsek, arka ana kapılar normal bir suya iniş hâlinde ilk olarak batacak bölge olacaktır. Öncelikle kullanılması gereken kanatüstü acil çıkışlar ve ön ana kapılardır.

Ön kapıda da uçak içindeki panik hâli düşününce kapılardan çıkmak kolay olmayacaktır. Ayrıca yapısal olarak uçakta bulunan can yelekleri denizdeki simit gibi değildir. Serttir, hareket etmeye pek imkân vermez. Şişirildiğinde kafayı yukarı doğru çeker ve sıkıca sarar, sıkıştırır. Yüzmek bile pek kolay değildir. Amaç sadece su üzerinde kalmaktır.

Air Seychelles şirketinin eğitiminden bir kare

Ve başka bir planda, uçağın parçalandığını ve içine su girdiğini düşündüğümüzde, yeleğini içeride şişirmiş olan yolcular suyun üstüne, dolayısıyla uçağın tavanına doğru çekileceğinden dalıp da çıkışa doğru ilerleyemeyeceklerdir.

Nereden mi biliyoruz?

Bkz. Etiyopya Havayolları 961 numaralı sefer. Bir uçak kaçırılma olayıdır ve uçak suya iner. Can yeleğini şişirmiş olanlar ne yazık ki uçakta sıkıştığından çıkamazlar. Şişirmemiş yolcuların çoğu uçak çıkabilmiş ve sağ olarak kurtarılmışlardır. Çoğu diyorum, çünkü can yeleğini şişirmeyen ve kemerini de bağlamamış olan korsanlarla yolcular uçak çarptığında başlarını ve bedenlerini vurarak hayatlarını kaybetmişlerdir.

Bkz. 23 Kasım 1996 Komorlar Uçak Kaçırma Olayı

National Geographic’in ilgili Air Crash Investigation belgeselini seyretmek için:

Bir gün uçak içinde yürüyorum. Bir baktım adamın biri almış can yeleğini kucağına koymuş oturuyor. Gittim yanına, “Beyefendi can yeleklerinin acil durumda alınması gerekiyor. Ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordum.

“Bir şey olursa hemen şişirmem gerek ama” dedi.

Al işte. “ Güvenlik için yaptığımız demoda can yeleklerinin uçaktan çıktıktan sonra şişirilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Uçak içinde şişirmeniz sadece sizi engelleyecektir ve doğru bir hareket olmayacaktır. Şu an her şey yolunda, herhangi bir sorun yok ayrıca olağan rotamızda deniz ya da göl de yok pek. Rahat olun lütfen..”

Ama biliyorum ki o kafa “Ben şişireyim de ne olur ne olmaz” diyecektir. Bunu uçağın çoğu diyecektir. O sebeple uçağın önünden arkasına doğru bakıp suya inişi ve yolcuları hayal ettiğimde hemen itekliyorum bu düşünceyi aklımdan.

Özetle, can yeleklerini şişirmek gerektiğinde, uçaktan çıktıktan sonra şişiriniz!

Belirtmek isterim ki bunu yazmamdaki sebep uçak korkusunu tetiklemek ya da buna sebep olmak değil, neden uçak içinde şişirilmemesi gerektiğini açıklamaktır. Hani şöyle kalıversin aklınızın bir kenarında.

3 Gram Oksijen Çek!

09 Kasım 2012, 03:34 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yolcular bindi, güvenlik demosu yapıldı, uçak kalktı, servis yapıldı..

Ön sıralarda oturan bir yolcu çağırdı. Annesi babasıyla oturan 20 yaşlarında bir genç.

“Anneme oksijen verin” dedi.

Hö? Anneye bakıyorum duruyor öyle. Kötü değil gibi ama?

“Nesi vardı? Ne oldu?” diye sordum.

Baba araya karıştı, elini üstteki panellere uzatarak “E gösteriyorsunuz o kadar oksijen falan, verin işte hadi” dedi.

İsyeeaaaann!

“Beyefendi gösterdiğimiz üzere, o oksijen sadece acil durumlarda kullanılıyor. Hanımefendinin nesi vardı yardımcı olmaya çalışayım. Var mı bir hastalığı, kullanması gereken ilaç?”

“İşte acil durum var. Nefes alamıyor!”

Teyzem gayet iyi görünüyor. İkisinin ortasında oturmuş, etrafa bakınıyor. Eğildim teyzenin yanına.

“Hanımefendi iyi misiniz?”

“He iyiyim”

“Değil değil” dedi oğlan “Daraldık ver artık şu oksijeni de takalım rahat edelim”

 Kes de ver oksijeni kadın! Bu ne yahu, içelim güzelleşelim der gibi. Bakkaldan ekmek istiyor sanki! Laf anlatmak mümkün değil. Oksijenle ne gibi hayaller kuruyor acaba? İki nefes alıp koridorda halay mı çekeceğiz? Hobaa! Haydi 8C sen de katıl!

 “Bakın beyefendi, o oksijen acil durumlar için kullanılıyor ve uçakta şu an herhangi acil bir durum söz konusu değil. Hanımefendi iyi olduğunu söyledi. Havalandırmalarınızı da açtım. Rahat olun lütfen. Hanımefendi nefes alamayacak olursa ben yardımcı olacağım size.”

 “3 gram oksijen istedik yani!”

 Aaaaaaaaaaaaaaaa!

Uçağımıza Hoş Geldiniz!

27 Temmuz 2012, 17:46 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , ,

Otobüs, dolmuş, taksi, vapur vb. ile karşılaştırıldığında herkesin tavır ve yaklaşımının bir anda değiştiği tuhaf bir araç uçak. Yerden yükselince harici hava sıcaklığı düşerken, kabin içi sıcaklık artıyor 🙂

Meselâ bir şehirden başka bir şehre yer değişimimizi sağlayan şehirlerarası otobüslere bindiğimizde kimse kapıdan girince “Hani benim selamım? Neden kimse beni karşılamıyor?” havasına bürünmüyor. Muavin sıraya geçip 50 kere hoşgeldiniz demiyor. Uçaklarda bu ihtiyaç nereden kaynaklanıyor peki? Neden kabin görevlisi bir an için başka yöne baktığında içeri giren yolcu “Şurada bir hoş geldiniz diyeceksiniz onu bile beceremiyorsunuz!!” diye tersliyor? ‘Baaak ben uçağa binebiliyorum, ben özelim’ hissi mi? Fark ne? Amaç ne? Amaç mekân, şehir değişikliği değil mi? Sırf şehir daha hızlı terk edildi diye mi birileri bana sarılsın, beni kucaklasın, öpsün hoş geldin desin duyguları oluşuveriyor bünyede? Ben yolcu olarak uçağa bindiğimde böyle bir şeye gerek duymuyorum açıkçası. Ya da aslında normali böyle olmalı yolculukların fakat biz otobüslerde bu şekilde törpülendiğimiz için fark etmiyor bir şey, bilemedim.

Uçağa ilk kez biniliyor olabilir, yardıma ihtiyaç duyulabilir, anlaşılır. Bu apayrı bir konu zaten. Ancak şimdiye dek binilen araba, dolmuş, otobüs ve benzeri araçlarla uçağı hiçbir şekilde bütünleştirememek tuhaf geliyor bana. Otobüsün önünü arkasını biliyoruz da neden uçağınkini tahmin etmek zor oluyor? Otobüslerde koltuk numaralarının 1’den başladığını bilerek hareket ediyoruz da neden uçakta 1127’den başladığı düşünülebiliyor? 9-10 saatlik yol gidilen otobüste mikro dalga fırın yok diye celallenmiyoruz da neden 2-3 saatlik yolda uçakta fırın yok diye kavga çıkıyor?  Otobüste getirilen keki boynumuzu büküp yiyoruz da uçakta verildiğinde neden beğenmeyip bize veren kişinin suratına tiksinircesine fırlatıyoruz? Ve daha neler neler.. Hızlı gitmek neden bu kadar zor?

Tuhaf yerler işte havalimanları, uçaklar.. Neler oluyor bitiyor oralarda, havalarda? İşte hepsi şimdi burada!

Bayanlar, baylar ve sevgili çocuklar uçağımıza hoş geldiniz 🙂

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: