Bir Dakika Önce Bir Dakika Sonra

06 Temmuz 2015, 13:49 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

nicebye bye

Reklamlar

Uçağa Pekmezle Binilmez!

28 Haziran 2015, 17:54 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 10 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Gecenin bir yarısı, sabahın körü, yaz günü Avcı Takımyıldızı’nın ufuktan yükseldiği saatlerden biriydi muhtemelen. Uçağın ortasında desibeli yüksek bir ses: “Yeter be, önden koltuk seçiyorum tavuk kalmıyor. Arkadan koltuk seçiyorum köfte olmuyor. Şimdi de balık var sadece diyorsunuz. Allah kahretsin sizi! Lanet olsun hepinize! Bir adam gibi olmayacak şu yolculuklar.” Sadece yüksek desibe değill, böğürmenin sesli tanımı vardı önümüzde. Sonra o tepsi havaya kalktı ve olduğu gibi üzerime uçtu. Olmayan şey değil. İnsanoğlu tavuk yerine balık bulunca her zaman yapar bunu.

Gözlerimi açtım, nerede olduğumu düşündüm bir an. Neden uyanmıştım ben? Telefona uzandım saate baktım ve ok gibi fırladım yataktan. Fırında tavuk, balık falan mı unutmuştum?  Banyoya koştum yüzümü yıkadım. Aynaya baktım. Acaba saati mi kurmadım? En hızlısından bir topuz yaptım ama neden? Neden topluyorum saçlarımı diye bakıyorum kendime aynada? Toplamam gerekiyor çünkü. Bu saatte kalkınca böyle yapılır. Saç toplanır, makyaj yapılır, üniforma giyilir  ve uçuşa gidilir. Evet, çok mantıklı. Ben de öyle yapıyorum zaten. Güzel. Odaya geçtim, üniforma giyme zamanı derken eşim uyandı. Tüh!

“Ne yapıyorsun?” dedi.

Biraz anlamsızca, biraz ters ters, biraz da üzgün şekilde dönüp baktım. “E uçuşa gidiyorum. Hadi uyu sen. Kalkacaksın zaten iki saate, bölünmesin uykun.”

“Yarın Pazar ya nereye kalkacağım? Senin de boş günün değil miydi, öyle demiştin bana bugün?”

“Öyle mi dedim?”

Öyle mi demiştim? Ben mi demiştim? Ne demiştim? Ne zaman demiştim? Adam tavuk yok diye balık yemek zorunda kalıyor sen bana ne diyorsun? Karabasanla beraber kalkmış işe gidiyorum. Sen bana yarın Pazar diyorsun. Pazar neydi? Pazar sevgiydi, Pazar emekti. Pazar ne demekti? Ne anlamsız bir kelimeydi böyle art arda söyleyince.

O, yatakta doğrulmuş bana bakıyordu. Ben, beşinci günün şafağında doğuya bakar gibi ona bakıyordum. Sonra kendime gelip güncellemelerimi yapınca göz bebeklerim normale döndü. Normale döndüğünü karşımdaki surattan anlamıştım daha ziyade.

“Haydi yat sen de!” dedi bana eliyle yastığıma pat pat vurarak. Sonra “Ayyy yatma yatma, hep pekmezin akmış buralara! Git de bez getir!” dedi.

 İçimde nasıl bir rahatlama, nasıl bir hafiflik, tarifi yok.

Uçakta Tuvalete Gitmece!

09 Temmuz 2014, 14:51 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

uçak tuvaleti

İlk Uçuş!

16 Haziran 2014, 00:34 | Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Günlerden bir gün bir yolcu körükten sekerek geliyordu… Üzerinde kırmızı kapüşonlu bir eşofman üstüyle anneannesine yemek götüren modern kırmızı başlıklı oğlan diyebiliriz. Sevgi çemberi oluşturup ront yapmamıza az kalmıştı ki:

“İlk kez biniyorum ben uçağa, çok mutluyum!! ” dedi.

Boynuna Hawaii usulü çiçekli kolyemizi taktıktan sonra Türk usulü lolipopumuzdan takdim edip alkışlarla kabine alıyoruz. Boarding esnasında arada bir karşılaşıyoruz:

“Hava çok güzel, yerim de cam kenarı çok şanslıyım, hep dışarıyı seyredeceğim” diyor.

“Keyfini çıkarın, güzel bir yolculuk dilerim” diyorum.

Sonra servise bir çıkıyoruz ki çocuk bulutlar üzerinde rüyalara dalmış. Kaçtı güzelim bulutlar!!

İnerken hevesini kurt yemiş misâli asık suratıyla yanımıza geliyor:

“E ben uyumuşum ya!”

He ya, uyudun resmen!  Bir dahaki sefere inşallah :)”

“Nasıl uyudum ya?!” diyerek uzaklaştı gitti.. Üzüldüm tabii.

İşte bu karikatürü görünce kırmızı başlıklı çocuk geldi aklıma 🙂

ilk uçuş, uçağa ilk kez binmek

Sizce de Biraz Hızlı Gitmiyor Muyuz?

06 Haziran 2014, 00:09 | Kabin Memurluğu, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Retro TravelSabah namazını müteakiben çıktım yola. Erken kalkan yol alırmış, önümde 14 saatlik bir çalışma günü var. Dedim “Beni beklemeyin yiyin siz.” Hiç beklemedik ki der gibi baktılar yüzüme. Aslında hiç yoktular… Maksat sabahın köründe normal bir aile evinden çıkıyormuşçasına hareket etmek… Bu sabahların bir anlamı olmalı!! Nitekim birazdan Meksika dalgasıvari bir güruhun içinde çalkalanacaktım.

Caddeye doğru çıkmıştım ki annesinin elinden tutmuş yürüyen bir çocuk “Aaa anne kadın asker!!” dedi. Hulen ne işin var bu saatte senin sokakta?! İçtima hazırlığı mı yapıyorsun, ne yapıyorsun?

Çoocuğu ivedilikle bilgilendirdik annesiyle beraber. Kendisini güneşten önce aydınlatmanın mutluluğu ile devam ettim yoluma. Serin serin iyi geldi hava.

Neyse efendim geldik uçağa… Karnım, daha sabah olduğunun farkına varamadığı için acıkmamışken yolcuların yiyeceklerini hazırlamaya koyuldum. Kabinin arkasından bir özçekim geliyor: Yolcularla kahvaltı keyfi! 😛 Menümüzde karga boku!

Servis başladı, sağlı sollu ilerliyoruz. 8. ya da 9. sıra civarındaydık. Ön kolumun üst kısmının dürtüklenmesi suretiyle durduruldum.

“Buyurun?” Kolumdan bir parça mı istemiştiniz?!

“Sizce de biraz hızlı gitmiyor muyuz?”

‘Daha sekizinci sıradayız yahu, ne hızı?! mı demeliydim?

Yoksa, ‘Adınızı bile bilmiyorum ama bana yemek veriyorsunuz bu ne samimiyet?’ mi demek istiyordu beyefendi? Du bakalım:

“Anlayamadım tam?”

“Uçak diyorum, uçak diyor, hani hızlı gitmiyor mu biraz?”

Haaa, ne salaksın diyor, anlamıyorsun diyor…

“Yani uçaktayız normal değil mi? Hızlı olsun diye binmiyor muyuz?” Yani şahsen ben her gün 35000 feet irtifada saatte 700 km hızla gitmedikçe kendime gelemiyorum.

“Bana hızlı geldi de biraz.”

Ah beyefendi siz çok yanlış gelmişsiniz o zaman! diyemedim.

“Uçak korkunuz mu var?”

“Yok sadece uçak hızlı gibi işte.” Vuhuuu kapalı devre sohbet!!

“E böylece gideceğimiz yere daha çabuk varacağız, öyle değil mi?”

Gülümseyerek söylemeye çalışıyorum yanlış anlamaz inşallah.

“Öyle de.. Hufff”

“Otobüsle de gelebilirdiniz?” dedim birden. Demese miydim? Sattım şirketi iki dakikada fiiuuvv!! Ne deseydim ki başka? Uçak hızlı diyor adam. Ayıp mı ettim ki? Ne güzel sohbet ediyoruz şurada yahu. Adam pek sinirlenmişe benzemiyor hem. Du bakalım ne diyecek. Arkadaş da yardırdı gidiyor bu arada. İneceğiz birazdan, hızlı gidiyor lanet olası uçak 🙂

“Hehe 2 gün sürerdi artık eheheh”

Layynnn dalga mı geçiyorsun, servisi mi sabote ediyorsun, ne yapıyorsun?!?!?!

“E yani onu diyorum ben de…” Zaten az oksijen var, boşa harcadık işte yine..

“Tuttum sizi di mi?”

Valla ben de sizi tuttum. Çok espiriklisiniz!

“Estağfurullah… Kahve?”

Göremedim Bir Daha Göster!

25 Eylül 2013, 00:34 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 12 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Günlerden bir gün Karadeniz uçuşundayız. Günümün son uçuşu. Kafam uçağın burnu kadar olmuş, beynimde motor sesi uğulduluyor. 382. bebek kemerini bağladıktan sonra bastonuma yaslanıp ‘Vay belim’ diyerek geziyorum koridorda. Bakın küsüratlı sayı veriyorum ki ne kadar ince çalıştığım ortaya çıksın. Sonrasında da demo için hazırlanıyorum. Her zamanki gibi disko ışıklarını ayarlıyorum, sesi açıyorum,  alıyorum elime mikrofonu.. Ses, sess… Haydi kabin, eller havaya vuhuu!!

‘Eee ama oturmaya mı geldik?! Ne yapcaz inene kadar? Hazır oksijen de az ne güzel!!’ Gel gör ki kabin ciddi. Herkes pür dikkat bana bakıyor. ‘Humm, peki o zaman Türk Sanat Musikisinden parçalar söyleyelim? Dertli uçuşlara giden işte benim Zeki Müren’ ( Bu vesile ile Zeki Müren’in ölüm yıldönümünü de anmış olalım)

Ama kimsede ses yok. Esasen kabin yıkılıyor da ben böyle hayaller kuruyorum işte. TSM’yi de beğenmediysek geriye tek çare kalıyor. Başlıyorum söylemeye: “Al şalım yeşil şalım da, dünyayı dolaşalım… “

Sanki bir kıpırtı oldu. Sanki, gibi… Neyse o zaman pist kısa, istek parça ile yayınımızı tamamlıyoruz hemen. 12B’de oturan yolcumuzdan geliyor:

“Uçağımızdaki bazı teknik konulara dikkat çekmek istiyoruz” adlı anonim şarkı…

Eh nihayet herkesin keyfi yerine geliyor. 🙂

Kapılar, çıkışlar derken sıra can yeleğine geliyor.

demo

O esnada bir teyze bağırıyor “Ayyyy ayyyy göremedim, kaçırdım göremedim bir daha göster, bir daha!!!”

Uğurcum geri alalım bi!

Bir an kalakaldım, güleceğim gülemiyorum ama teyzeyi duyanların bir kısmı zaten kahkahalara boğuldu. Demo ile ilgilenemeyen bir kesim de ‘Ne oluyor ya?’ diyerek şaşkın bakışlarla etrafa bakmaya başladı. Sen daha bakma neler kaçırıyorsun gör işte!

Tabii demo bölünmedi, tamamladık bitirdik ama teyze çok kötü. Offluyor, pofluyor, “Ne olcak şimdi, ya bir şey olursa?” diye sayıklayıp duruyor. Vakit dar, pist uzun değil. Vakit olsa gidip göstereceğim. Kemer kontrolünde eteğime yapışıverdi hemen.

“Niye göstermedin bir daha, kaçırdım ben çocuğa bakarken” diye hiddetlendi.

“Tamam, siz merak etmeyin, kalkıştan hemen sonra yardımcı olacağım size” diyerek tatlıya bağladık.

Aynı uçuşta elma soyup bize de takdim eden teyzenin uçağa bıçağı nasıl getirdiğiyle ilgili güzide anımızı da bilahare anlatacağım, çünkü bir de örgü ören teyze ve şiş konusu var, düşünüyorum, bakalım göreceğiz artık…

Elazığ’a gidecekken kendini Ukrayna’da bulmak!

28 Aralık 2012, 01:26 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hayat bu, plan yapmaya gelmiyor, hangi saat nerede olacağını bilemiyorsun. Hele havacılık dünyasında hiç bilemiyorsun. Söz vermeyeceksin, giderim demeyeceksin, akşam şu saatte evde olacağım demeyeceksin, uçuşum ne de olsa öğleden sonra sabahtan da şu işimi halledeyim demeyeceksin. Eğeceksin başını, elinde telefon oturacaksın.

Ben de bir kış günü, haftalar öncesinden planlanmış olan bir İstanbul-Elazığ uçuşu yapacağım. Sabah 04.30 gibi evden alınacağım, akşam da 17.00 gibi dönmüş olacağım. Sonrasında da benim uçuş programımdan dolayı sürekli ertelenen bir yemeğe davetliyiz. Her şey yolunda, havalimanına geldim, ekiple toplandık, Kaptan geldi vs. ama teslim alacağımız uçak gecikmedeymiş. Biz de bekliyoruz. Zaten canım sıkıldı, gözüm sürekli saatte yetişebilecek miyim diye. Sonra ekip planlamadan bir haber uçuverdi: “Gecikmeden dolayı sizin uçuşunuzu başka bir ekip yapacak, siz de Ukrayna uçuşunu yapacaksınız.”

Haydaaaaa!! Başımdan aşağı kaynar sular… Ya ama nasıl olur, off!! Akşam, yemek, plan, dostlar, özlem, beklenen sohbet.. Sinir, sıkıntı, üzüntü içinde bir telefon açılır:

“Dostlar size afiyet olsun ben Ukrayna’ya gidiyorum..”

“Hö?”

“Beni bugün de beklemeyin! Çok üzgünüm.”

“Yaaaa neden ama, kaç zamandır planlıyoruz yine mi olmadı?!”

“Evet bu da gol değil, yine olmadı…”

“Kaçta inecek uçak?”

“Her şey yolunda giderse gece yarısı evde olurum artık” Ağladım ağlayacağım…

derken Kaptan geldi bilgi vermeye:

“Arkadaşlar, uçuşumuz malum, hava şartları malum. Geçtiğimiz hafta boyunca bu alana iniş yapılamadı bir türlü, her defasında geri döndük bakalım bugün neler olacak göreceğiz.”

Hı hı, evet çok güzel. Gerçekten şahane!  Saat olmuş öğlen ben kalkmışım sabahın 4’ünde, daha işe başlamadan bitmişim zaten.

Hayattan umudu kesmiş biçimde bekledim, saat geldi kalktık gittik. Belki inemeden dönersek erken giderim gibi hesaplar yapıyorum. Derken ‘İnişe 10 dk’ uyarısı ve teker yerde. Evet süper! Uçsuz bucaksız kardan bir düzlüğe iniyoruz. Etrafta ne bina görüyorum, ne insan. Bir iki yapraksız ağaç, uzaklarda havalimanı binası. Körük yok, uzakta bir yerde açıkta bekliyor uçak. Birkaç ülkede olduğu üzere, burada kapıya operasyon görevlilerinin yanı sıra asker geliyor. Kalpaklı bir tanesi de bitiverdi yanımızda. Hava buzz! Tükürsem donacak.. Ama neden tükürüyorum ben de bilmiyorum. Merdivenlere çıktım, üzerimdeki zıldırızop üniforma ile ensemden kuyruk sokumuna doğru çıtır çıtır donma sesi duymaya başladım sanki. Zaten daha öteye de gitmek yasak. Asker donuk gözlerle bize bakıyor. 

Adam İngilizce bilmiyor, ben Rusça… “Al kardeş sana çay vereyim” dedim. “Ne diyor bu yahu?” diye soran gözlerle bana bakıp elimdeki çay bardağını görünce gözünün buzu eridi. 

Dostum sor bakalım geliyor muymuş yolcular? Ama kime diyorum tabii. Elf gözü de yok ki uzaktaki cücük kadar binada hareketlilik var mı anlayayım. Ekip de takılıyor kendince sohbet muhabbet. İşimiz gücümüz bekleyenimiz var, hadi hareket biraz. Türkiye sıcak, haydi gelin de gidelim. 1,5 saat kadar bekledik sanırım. Sonra bir grup yolcu geldi, 20 dk sonra başka bir grup en son 4 kişi derken  bayılmışım…

Neyse işte toplaştılar nihayet de “Acaba kalkabilecek mi uçak? Hava da kötüleşiyor mu ne?” hisleri sardı bir an ama zıplayarak terk ettim o düşünceleri de. Sakin geçti uçuş, döndük İstanbul’a. Haber geldi o sıra: ‘Sizi İzmir’e çekeceğiz.’

Çek kuzum çek, zaten olmuş akşam. İster Kiribati’ye çek, ister Kamçatka’ya fark etmez bu saatten sonra. 

Neyse alanda İzmir uçağını bekliyorum bu sefer. Ekranda bir uyarı. 1 saat gecikme. Aldım elime bir mendil halay çekeceğim bekleme salonunda. Ben kaçta kalktım? 04.00. Saat kaç? 23.00. Hobaaaa, haydi hep beraber. 

Mesaj yolladım arkadaşlara: Ben kahvaltıya bile yetişemiyorum. Sağlıcakla kalın!

Kar Yolları Kapadı!

06 Aralık 2012, 21:43 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Uçağın kalkacağı meydanda kar yağışı vardır. Doğal olarak akıcı bir trafik yoktur. Kar sebebiyle pistin temizlenmesi gerekiyor, uçağın kanatlarının temiz kalması gerekiyor. Kaptan ‘de-icing’ (anti-icing) alacağımızı söylemiştir. Ama önümüzde bu işlem için bekleyen başka uçaklar da vardır. Limanda da bir tane de-icing aracı olduğundan, tek yapılacak şey beklemektir. Şimdi bunu bir de kabine açıklama kısmı vardır. Oy oy oy..

Uçağın kanatlarının karla kaplanıp donmaması ve buzlanmaması için uçuş öncesi de-icing işlemi uygulanır. Bir vinç yardımıyla uçağın gövdesine, kanatlarına, kuyruk kısmına, motorlarına buz önleyici sıvı püskürtülür.

Bu önemlidir zira uçağın kalkış yapabilmesi, uçabilmesi için işbu hareketli parçaların ‘hareket edebiliyor’ olması gerekir. E uçak bu işleme girince uçuş aksar, gecikmeler olur vs. Her uçağa yapıldığından kümülatif bir gecikme ve aksaklık olur hatta. Haliyle yolcu açısından da, uçuşlar açısından da, havayolu şirketi açısından da sıkıntılar meydana gelir ancak görüldüğü üzere durum hava şartlarıyla ilgili olup güvenli bir uçuş için şart olan bir işlemdir. Keyfî bir olay ya da karar değildir.

Kaptan uçakta ilgili anonsu yapmıştır ama insanlar ya dikkat edip dinlememiştir ya inanmamıştır ya da inanıp anlasa bile sorgulamaya devam etmek istemektedir. Anlayanlar ise zaten kendi hallerinde beklemektedir. Derken, chime sesi duyulur. Yanımdaki arkadaşa neyle karşılaşacağımı bildiğimi gösteren bir yüzle gülümseyip ilgili koltuğa doğru ilerledim.

 “Hanımefendi neden bekliyoruz acaba?”

 Az önce anonsa yapıldı gerçi ama.. Hatta bak merak ediyorum, bu anonsu dinlemiyorsan, acil bir durumda yapılan anonslarda ne yapacaksın? Kulak kesilmek için sarsıntıya gerek olmamalı bence. Neyse amaaan..

 “Beyefendi hava kar yağışlı olduğundan (sanki kendi bilmiyor) uçağa buzlanma önleyici işlem yapılacak, onun için sıra bekliyoruz. Bütün kalkış yapacak uçaklara uygulanıyor şu an. İşlem yapılır yapılmaz kalkacak uçak.”

“İyi de kar yağıyor diye beklemek zorunda mıyız yani? Bu kadar para verdik, koskoca uçak. Bir kar yağıyor diye de bu kadar olmaz ki! Otobüs gidiyor, uçak gidemiyor hayret bir şey.”

Ya asıl sen hayret bir şeysin. Nasıl bir açıklama yapmak gerek acaba? Otobüse binseydiniz mi diyeyim, koskoca arabanın da tekeri var ama bataklıkta gidemiyor nedense hıh mı diyeyim, ne diyeyim?? Kulaklarımdan dumanlar çıkacak neredeyse.. Tek sıkıntısı türbülans değil ki uçağın..

“Bakın beyefendi nasıl ki araçlar karlı buzlu yola giderken zincir ve benzeri önlemler alırlar uçaklar da aynı şekilde buzlanma önleyici işleme girmek durumundadır. Çünkü uçağın uçabilmesi için kanat, kuyruk gibi hareketli aksamlarının donmaması gerekir. Bu da hak verirsiniz ki sizin güvenliğiniz, hepimizin güvenliği için önemli bir durumdur.”

Bu sebeple kalkamamış, düşmüş uçakları anlatmaya başlatma bana şimdi bu kadar insan içinde aaaaaaa!!!

 “İyi de alıyorsunuz bizi uçağa, yok buzmuş falan bekletiyorsunuz. Bari içeride bekleseydik yani.”

Ya bak buzmuş falan derken amma zaman geçti. Seni içeri alalım, salonda beklerken, de-icing yapalım, tam sen binerken yine donsun falan böyle sabaha kadar dönüp duralım. Kalkış sırasından vs. bahsetmiyorum bile.

“Bu işlem önceden yapılabilecek bir şey olsaydı zaten sizi bekletmezdik. Şu an birçok operasyon aksıyor ne yazık ki. (havayolu şirketi de sıkıntılı merak etmeyin) Ancak bu işlem hemen kalkış öncesinde yapılır ve uçak öyle kalkar”

 “Nedense de hep sizin havayolu böyle oluyor?”

Ha ben de ne zaman gelecek diye merak ediyordum bu cümle. Ben ne diyorum sen ne diyorsun amca ya?!

 “Beyefendi havayoluyla değil, hava şartlarıyla ilgili bir durum bu. Pencereden bakarsanız diğer uçakların da aynı olayı yaşadığını görürsünüz.”

Kime anlatıyorum ya, boğazım acıdı resmen, dilim pörsüdü, içim kurudu. Çekin kurtarın beni yeter!

 “Hep böyle deyin tabii”

 He canım hep böyle diyoruz. Sonra iki kadeh kaldırıp gülüyoruz içeride..

 Bakınız de-icing işlemi

Bu da uygulamanın nasıl yapıldığıyla ilgili video için:

http://science.discovery.com/tv-shows/how-do-they-do-it/videos/how-do-they-do-it-de-icing-a-plane.htm

 

 

Can Yeleği!

20 Kasım 2012, 03:32 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Uçuşta meydana gelebilecek bazı acil durumlar ve uygulanması gerekenler var ki ‘yok arkadaş bu iş olmaz’ diyorum. Bunlardan biri, olur da uçak acil bir şekilde suya inmek durumunda kalırsa nasıl davranılması gerektiği.

Uçağa binildiğinde yapılan ya da gösterilen güvenlik demosunda acil bir durumda can yeleklerinin uçaktan çıkıldığında şişirilmesi gerektiği belirtilir. Ancak çoğu kişi bu ayrıntıyı dinlemez. Ve şüphesiz yolcuların büyük bir kısmı suya inme, çarpma anında o can yeleklerini, boyunlarından geçirdiği gibi şişerecektir. Bunda elbette yaşanan paniğin de etkisi olacaktır ancak eller o şişirme iplerine gidecektir.

Peki sonra?

Uçağın ana kapıları ile kanat üstü acil çıkış kapılarını düşündüğümüzde, kanat üstü çıkış kapıları diğer kapılara göre küçüktür. Uçağa binenler bilecektir. Bu kapılardan can yelekleriyle çıkmak çok çok zordur. İmkansız diyeceğim, olmayacak. Uçak suya inmiş, insanlar paniklemiş, hepsi yeleklerini şişirmiş, birbirlerini eze eze cücük kadar yerden çıkmaya çalışıyor. Evet böyle düşününce durum imkânsızlaşıyor.

Ana kapılara gelirsek, arka ana kapılar normal bir suya iniş hâlinde ilk olarak batacak bölge olacaktır. Öncelikle kullanılması gereken kanatüstü acil çıkışlar ve ön ana kapılardır.

Ön kapıda da uçak içindeki panik hâli düşününce kapılardan çıkmak kolay olmayacaktır. Ayrıca yapısal olarak uçakta bulunan can yelekleri denizdeki simit gibi değildir. Serttir, hareket etmeye pek imkân vermez. Şişirildiğinde kafayı yukarı doğru çeker ve sıkıca sarar, sıkıştırır. Yüzmek bile pek kolay değildir. Amaç sadece su üzerinde kalmaktır.

Air Seychelles şirketinin eğitiminden bir kare

Ve başka bir planda, uçağın parçalandığını ve içine su girdiğini düşündüğümüzde, yeleğini içeride şişirmiş olan yolcular suyun üstüne, dolayısıyla uçağın tavanına doğru çekileceğinden dalıp da çıkışa doğru ilerleyemeyeceklerdir.

Nereden mi biliyoruz?

Bkz. Etiyopya Havayolları 961 numaralı sefer. Bir uçak kaçırılma olayıdır ve uçak suya iner. Can yeleğini şişirmiş olanlar ne yazık ki uçakta sıkıştığından çıkamazlar. Şişirmemiş yolcuların çoğu uçak çıkabilmiş ve sağ olarak kurtarılmışlardır. Çoğu diyorum, çünkü can yeleğini şişirmeyen ve kemerini de bağlamamış olan korsanlarla yolcular uçak çarptığında başlarını ve bedenlerini vurarak hayatlarını kaybetmişlerdir.

Bkz. 23 Kasım 1996 Komorlar Uçak Kaçırma Olayı

National Geographic’in ilgili Air Crash Investigation belgeselini seyretmek için:

Bir gün uçak içinde yürüyorum. Bir baktım adamın biri almış can yeleğini kucağına koymuş oturuyor. Gittim yanına, “Beyefendi can yeleklerinin acil durumda alınması gerekiyor. Ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordum.

“Bir şey olursa hemen şişirmem gerek ama” dedi.

Al işte. “ Güvenlik için yaptığımız demoda can yeleklerinin uçaktan çıktıktan sonra şişirilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Uçak içinde şişirmeniz sadece sizi engelleyecektir ve doğru bir hareket olmayacaktır. Şu an her şey yolunda, herhangi bir sorun yok ayrıca olağan rotamızda deniz ya da göl de yok pek. Rahat olun lütfen..”

Ama biliyorum ki o kafa “Ben şişireyim de ne olur ne olmaz” diyecektir. Bunu uçağın çoğu diyecektir. O sebeple uçağın önünden arkasına doğru bakıp suya inişi ve yolcuları hayal ettiğimde hemen itekliyorum bu düşünceyi aklımdan.

Özetle, can yeleklerini şişirmek gerektiğinde, uçaktan çıktıktan sonra şişiriniz!

Belirtmek isterim ki bunu yazmamdaki sebep uçak korkusunu tetiklemek ya da buna sebep olmak değil, neden uçak içinde şişirilmemesi gerektiğini açıklamaktır. Hani şöyle kalıversin aklınızın bir kenarında.

Her Yol İstanbul’a Çıkar!

10 Kasım 2012, 23:55 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 6 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Uçağa yolcu alımı tamamlanmak üzere, sayım yapılıyor ancak 1 fazlamız var nereden kaynaklandığı bulunamıyor. Operasyon görevlilerindeki biniş kartları tamam, evraklar tamam. Uçak gecikmeye girdi. Herkesin biniş kartını kontrol etmemiz gerek. Yolculuk İstanbul’a ve aynı saatlerde başka bir havayolu da İstanbul’a sefer düzenliyor. Karışıklık olma ihtimali her daim baki.

Başladık kontrole..

Ve tahmin edildiği üzere bir adet başka havayolundan bilet almış yolcu var  uçakta.

“Beyefendi uçağımıza hoş geldiniz ancak siz, biletinizi başka bir havayolundan almışsınız. Sizin uçağınız yan tarafta bulunuyor şu an. Acilen uçak değiştirmeniz gerekiyor.”

“Öyle mi? Siz nereye gidiyorsunuz?”

“İstanbul’a”

“E ben de İstanbul’a gidiyorum.”

“Doğrudur tabii ki beyefendi ama sizin biletiniz UçanKüheylan Havayolları’ndan değil, Petlasjet’ten.  Bu sebeple..”

“Ya işte her ikisi de İstanbul’a gidiyormuş. Saatler de aynı. Ne fark eder yahu ha o uçak ha bu uçak”

“Operasyonlar bu şekilde gerçekleşmiyor yalnız beyefendi.”

Dolmuş mu yahu bu? Kamil Koç’tan bilet alıp Nilüfer Turizm’le gidebilmiş midir acaba şimdiye dek? Aaaaa hiç telaş etmiyor arkadaş. Rahata bak. ‘A yanlış olmuş du bi ineyim’ demek yok.

“Beyefendi yalnız bavulunuz varsa şu an diğer uçağa yüklenmiştir, büyük karışıklıklara sebep olur ve güvenlik açısından bu şekilde seyahat edemezsiniz. Bilet aldığınız uçağa binmeniz gerekiyor.”

Diğer yolcular da yaşanan bu gecikmeden ötürü söylenmeye başlayınca, çılgın yolcu aldı eline torbasını kalktı yerinden.

 

“Aman ya amma dert oldu şimdi buradan in oraya bin offf!!”

 Haydi bir zahmet! Oyh!

Yaşanan gecikmeden dolayı özür diler iyi uçuşlar dileriz!

Ne biçim havayolu ya, niye geciktik ya?!?

Ben ne yapayım yeaaaa? Ben mi bindim yanlış uçağa, ben mi bakmadım uçağın üstünde kocaman yazan adına, elimdeki bilete? Ben mi inat ettim inmeyeceğim diyeeee ben mii?!?! Uçağın suçu ne ayrıca?! Havayolunun suçu nee?!?! 

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: