Uçağa Pekmezle Binilmez!

28 Haziran 2015, 17:54 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 10 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Gecenin bir yarısı, sabahın körü, yaz günü Avcı Takımyıldızı’nın ufuktan yükseldiği saatlerden biriydi muhtemelen. Uçağın ortasında desibeli yüksek bir ses: “Yeter be, önden koltuk seçiyorum tavuk kalmıyor. Arkadan koltuk seçiyorum köfte olmuyor. Şimdi de balık var sadece diyorsunuz. Allah kahretsin sizi! Lanet olsun hepinize! Bir adam gibi olmayacak şu yolculuklar.” Sadece yüksek desibe değill, böğürmenin sesli tanımı vardı önümüzde. Sonra o tepsi havaya kalktı ve olduğu gibi üzerime uçtu. Olmayan şey değil. İnsanoğlu tavuk yerine balık bulunca her zaman yapar bunu.

Gözlerimi açtım, nerede olduğumu düşündüm bir an. Neden uyanmıştım ben? Telefona uzandım saate baktım ve ok gibi fırladım yataktan. Fırında tavuk, balık falan mı unutmuştum?  Banyoya koştum yüzümü yıkadım. Aynaya baktım. Acaba saati mi kurmadım? En hızlısından bir topuz yaptım ama neden? Neden topluyorum saçlarımı diye bakıyorum kendime aynada? Toplamam gerekiyor çünkü. Bu saatte kalkınca böyle yapılır. Saç toplanır, makyaj yapılır, üniforma giyilir  ve uçuşa gidilir. Evet, çok mantıklı. Ben de öyle yapıyorum zaten. Güzel. Odaya geçtim, üniforma giyme zamanı derken eşim uyandı. Tüh!

“Ne yapıyorsun?” dedi.

Biraz anlamsızca, biraz ters ters, biraz da üzgün şekilde dönüp baktım. “E uçuşa gidiyorum. Hadi uyu sen. Kalkacaksın zaten iki saate, bölünmesin uykun.”

“Yarın Pazar ya nereye kalkacağım? Senin de boş günün değil miydi, öyle demiştin bana bugün?”

“Öyle mi dedim?”

Öyle mi demiştim? Ben mi demiştim? Ne demiştim? Ne zaman demiştim? Adam tavuk yok diye balık yemek zorunda kalıyor sen bana ne diyorsun? Karabasanla beraber kalkmış işe gidiyorum. Sen bana yarın Pazar diyorsun. Pazar neydi? Pazar sevgiydi, Pazar emekti. Pazar ne demekti? Ne anlamsız bir kelimeydi böyle art arda söyleyince.

O, yatakta doğrulmuş bana bakıyordu. Ben, beşinci günün şafağında doğuya bakar gibi ona bakıyordum. Sonra kendime gelip güncellemelerimi yapınca göz bebeklerim normale döndü. Normale döndüğünü karşımdaki surattan anlamıştım daha ziyade.

“Haydi yat sen de!” dedi bana eliyle yastığıma pat pat vurarak. Sonra “Ayyy yatma yatma, hep pekmezin akmış buralara! Git de bez getir!” dedi.

 İçimde nasıl bir rahatlama, nasıl bir hafiflik, tarifi yok.

Reklamlar

İlk Uçuş!

16 Haziran 2014, 00:34 | Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Günlerden bir gün bir yolcu körükten sekerek geliyordu… Üzerinde kırmızı kapüşonlu bir eşofman üstüyle anneannesine yemek götüren modern kırmızı başlıklı oğlan diyebiliriz. Sevgi çemberi oluşturup ront yapmamıza az kalmıştı ki:

“İlk kez biniyorum ben uçağa, çok mutluyum!! ” dedi.

Boynuna Hawaii usulü çiçekli kolyemizi taktıktan sonra Türk usulü lolipopumuzdan takdim edip alkışlarla kabine alıyoruz. Boarding esnasında arada bir karşılaşıyoruz:

“Hava çok güzel, yerim de cam kenarı çok şanslıyım, hep dışarıyı seyredeceğim” diyor.

“Keyfini çıkarın, güzel bir yolculuk dilerim” diyorum.

Sonra servise bir çıkıyoruz ki çocuk bulutlar üzerinde rüyalara dalmış. Kaçtı güzelim bulutlar!!

İnerken hevesini kurt yemiş misâli asık suratıyla yanımıza geliyor:

“E ben uyumuşum ya!”

He ya, uyudun resmen!  Bir dahaki sefere inşallah :)”

“Nasıl uyudum ya?!” diyerek uzaklaştı gitti.. Üzüldüm tabii.

İşte bu karikatürü görünce kırmızı başlıklı çocuk geldi aklıma 🙂

ilk uçuş, uçağa ilk kez binmek

Boarding!

07 Haziran 2014, 15:15 | Kabin Memurluğu, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

 

 

Boarding!

Boarding!

 

 

 

 

Kaynak: http://www.newyorker.com/magazine/toc/2012/04/16/toc_20120409

Terminator: Cabin Crew Chronicles

13 Ağustos 2013, 14:22 | Kabin Memurluğu, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Evden çıktığımda saat akşamın yedisi, gece uçuşuna gidiyorum, sabah 8’e doğru bitiyor. Gece Almanya, sabah da yurtiçi uçuşu var. İlk iki bacak Türkiye ziyaretine gelen ya da ziyaretten dönen çılgın Türklerle boğuştuk. Bu tür uçuşlara Rocky misâli hazırlandığımdan kendimden emin dalıyorum kabine tabii ki. Meselâ, koridordaki küçük homo sapienslerin üzerinden başarıyla atlamalarımı, uçuş dışındaki 110 metre engelli koşu çalışmalarıma, sırtımda tomruklarla dağ tırmanışlarıma borçluyum. Ayrıca her türlü çelme, dirsek ve benzeri ataklara karşı savunmalarım Super Mario, Mortal Kombat ve River Raid’ten kalma refleksler hep. Temelim sağlam!
Mola verildiğinde köşeye çekiliyorum, bir arkadaş terimi silerken, bir arkadaş masaj yapıyor, diğeri kahve ikmâli, amir de motive edici sözler söylüyor, hoop ringdeyim yine. Yarı finale dek kahramanca savaştım bu şekilde. Güneş doğduğunda artık yorgunluk çöküyor üzerimize fakat Türkiye’de günü yeni başlayan yurdum insanı bizi de kendi gibi görüyor tabii. Yolcuları almadan önce uçaktan çıkıp biraz nefes almaya çalışıyorum körüğün kenarında.  15 saniyelik bu şahane oksijen alımından sonra körükten uçağa doğru gelen yolcuları nedense Allah Allah sesleriyle üzerime geliyormuş gibi hissediyorum ve her şey ağır çekimde ilerlemeye başlıyor o an. Fragmanlarda yaşıyorum.

This summer…

Kafamı arkaya çeviriyorum operasyonun sesi yankılanıyor “Uçak full amirim” Uçak full amirim, full, full, fuuull.. “Yoooo..” diye bağırıyorum,

One man…

Ekiple göz göze geliyoruz.

One mission…

Gardımızı düşürmemeliyiz. Gözlerimi hafifçe kısıyorum. Eteğime, bir cııırt sesiyle yırtmaç yapıyorum yanından, gömleğin kollarını sıvıyor, fularımı başıma bağlıyorum.

But only one man can save the world!

O sırada arkamda bomba patlıyor ve dönüp bakmadan karizmatik bir biçimde yürüyorum.

Terminator: Cabin Crew Chronicles

O sırada omzum, sert bir şekilde dürtülüyor.

“Kardeş şu bavulu koyuver yukarı!”

Çok yakında sinemalarda!

Zamanda kayarak yeniden kabine dönüyorum. Dürtmede ustalaşan yolcular omzuma zaten mor bir çiçek dövmesi yapmışlardı, bu hanımefendi de sapını yaptı sağ olsun. Böbreklerim üzerindeki hatıralarımdan henüz bahsetmedim. Bacım o zaman morartmayacaksın oramı buramı, ben de sağlam kollarla yardımcı olacağım sana. Kulaklarım duyuyor şükür henüz. 

Son bagaj kapağı kapatılıyor, ok’ler veriliyor, kalkış pozisyonları, servis derken bir bakıyorum son bacak bitmiş. Yine Allah Allah sesleriyle inmeye çalışıyor insanlar. Hepsi birden ayağa kalkınca kapı daha çabuk açılacak zannediyorlar sanırım. Artık sadece dik duruyormuş gibi yapabiliyorum, hoşçakalın demeye dilim dönmüyor. Ve son yolcu yaklaşıyor elinde evrak çantasıyla:

“Sizin iş de ne güzel ya, Adana’dan İstanbul’a gel hoop bitti! Hehehehe..”

Gelsene sen şöyle!

……

..

..

.

Tavuklar, Makarnalar ve Diğerleri

01 Mayıs 2013, 14:24 | Kabin Memurluğu, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Yemek servisindeyiz. Dışarıda mis gibi  -40 derece bahar havası, yolculuk Kuzey Avrupa’ya, uçağın içi oyun havası. Bulutların üzerinde raks ederken dağıttığım 549848. tavuğun makarnanın kutlamasını yapıyorum.

Uçak bu. Kapasitesi belli. Sonsuz sayıda yemek alamıyor. Herkesin tavuk, et vb. yiyeceği tutarsa, sonraki yolculara diğer yemek düşüyor. Yolculuk yapanlar iyi bilir. Yapacak bir şey yok. Yok! Hiç mi yok? Yok! Tavayı alıp tavuk pişiremiyorum ne yazık ki.

O gün de tavuk kalmayınca makarnadan devam ediyoruz. 11 C bu durumdan hoşnut değil. Tiksinircesine önündeki yemeğe bakıyor, sonra bana bakıyor, ben de ona bakıyorum, gülümsüyorum. Haydi bakalım ne gelecek arkadan. .

– Yok muydu başka yemek canım?

 Canım? Ah hayatım kalmadı ya sonuncusunu 10B aldı.

– Üzgünüm beyefendi tavuğumuz kalmadı maalesef. Sadece makarna var şu an.

Güjel mi makayna?

Baldan tatlı.

– Sadece makarna demek.

Humm işaret parmağını çenesine götürerek gözlerini kıstı, üzerinde bir tehdit hissetmiş gibiydi. Konumuz tavuk makarna 11C bu kadar kasma kendini. 10B alınma üzerine dön önüne, ben hallederim.

– Üzgünüm.

– Öyle de olman gerekir.

Öyle mi?! Ben yedim çünkü hepsini değil mi?. Yuh bana. Kafamın üzerinde oluşan bulutlarda sahneler geçiyor. ‘Rezill!’ diye herkes yemeklerini üzerime atıyor kabinde. Koridorda Fırat gibim kalmışım küçücük.

Ah be adam ya ne kadar terbiyesizsin. Belli ki defalarca uçak yolculuğu yapmışsın, durumu da gayet iyi biliyorsun ama şu an robdöşambrını giymiş elinde viski merdivenlerin başında durmuş laf atıyorsun öyle. Şeytan diyor ki üniformayı çıkar kafa göz dal. Alkış kıyamet kopsun, uçuşun kalanını da süpermen tişörtünle omuzların üzerinde tamamla! 10B sen de arkana dönüp bakma elinde tavukla, kavga çıkacak şimdi. Kabin memuru burada hafif öksürdü.

– Yardımcı olmak isterdim ama yemekler belli sayıda yükleniyor.

Yok demenin elli hâlini tek ayak üstünde pratik ederken çekilen fotoğraflarımla sergi açmış yolcular. Canlarım benimm!

– Seçenek sunamıyorsunuz yani.

Yoo seçenek var. Arkadaşın biri arkada mantı açıyor, diğeri son yaprağı sarıyor, ben de tam mercimek köftesi yapıyordum ki servis başladı işte. İsterseniz yarıda bıraktığım yemeğimi getireyim?

Ya daha neyi uzatıyorsun? Dilbilgisel olarak herhangi bir yanlış yapmadım. ‘Sadece makarna var şu an’ cümlesinin nesini anlamadın acaba? Menü de elinde, durum gayet açık.

Ayhh gına geldi mola istiyorum. Mola işareti yaptım ve düdük çaldı, galleye toplaştık, teknik mola kullanıyoruz.

Başka bir arkadaş da arkada bekleyen diğer yolculara yardım için geldi o sırada. Yoksa seçenek olarak beni görmeye başlayacaklardı neredeyse. Teknik moladan yeni taktiklerle sahaya dönüyoruz. Olayı başka arkadaş devralıyor ve makarna tabağını adamın kafasından aşağı geçiriyor. Şaka şaka. Benim söylediklerimin aynısını o da söyleyince adam öffleyip gazetesine dönüyor ve olay bitiyor. Sonra yenisi başlıyor…

Bir Işık Var Ama?..

05 Ocak 2013, 19:48 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yine güzel yurdumun, neresi olduğunu hatırlayamadığım güzel bir şehrine gidiyoruz bir gün. Sakin geçiyor genel olarak uçuş. Bir yolcu çağırdı, biraz telaşlı…

“Buyrun beyefendi?”

“Hostes Hanım bu ışık ne? Burada ışık yanıyor..” dedi kemer ikaz ışıklarını göstererek. Üzerinde de kemer resmi var ama neyse. 

“Kemer ikaz ışığı beyefendi. Yandığında kemerleri bağlamak gerekiyor.”

“Ama yanıyor?”

O hâlde var! Ne yaptın hocam ya, her şey iyi gidiyordu. 

“Demek ki kemerleri bağlamak gerekiyor.”  Şimdi de ‘E yani?‘ diyecek gibi ama…

“…”

“Yardımcı olabileceğim başka bir şey var mı?” dedim gülümseyerek.

Hayır anlamında başını salladı, gözleri ışığa dikip bakmaya devam etti. Uçuş bitip de herkes inerken, geldi yanıma:

“Söndü” dedi. 

Birden kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi. Humm enteresan söndü demek.

“E siz de çözmüşsünüz kemerinizi zaten, iniyorsunuz. Her şey normal yani. İyi günler dilerim”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: