İdeal Gazlar, Mineralli Sular

24 Şubat 2016, 17:26 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , , , ,

Yağmurun sicim gibi yağdığı, şimşeklerin bulutların arasında halay çektiği günlerden bir gün, bir uçak yolcuyla birlikte yerden epey yüksekte tıngır mıngır gidiyorduk. Masumduk, mutluyduk. “Uçak neden sallanıyor?” diye soran bile yoktu. Huzur 37.000 feette. Üniformam temiz, zihnim berrak, bulutların üzeri aydınlık, ekip güler yüzlü, iletişim güzel.

Ekipten biri “Bir Kabin Memurunun Maceraları diye bir blog var. Gördün mü hiç? Çok komik. Onunla uçsak ya, eğlenceli biri gibi,” dedi.

Aşkolsun ben eğlencesiz miyim? 
Hiçbir şeyim yok ama taş gibiyim, en çok adamdan adam gibiyim, diye başlayıp Michael Jackson çığlığı ile bitiriyorum dansımı. Bu hareketle birlikte ekip de gaza gelince pasodoble yaparak servise başlıyoruz.

Al sana, al al al! Al tut bakalım! Hoppaaaa!

Ve ta daa! İkoncan bir abla, rakibini çağıran Bruce Lee gibi bir el hareketiyle ‘Gel gel!’ diye çağırıyor beni. Annemiz babamız yapmadı böyle be!

Huzur 37000 ft vs. Ego 37000 ft.

He canım söyle! “Buyurun?”
“Bu su bozulmuş canım.” Hadi canım?! “Bana düzgün bir su verir misin?” Suyu bir hışımla ittirdi bana. Uzatmadı, ittirdi, attı.

“Yolcumuza düzgün su vermeyen damacana hanginiz?” diye döndüm ekibe.
Tamam tamam ciddi oluyorum. Açılmamış suya, neresi bozuk acaba diye baktım, inceledim. Cevap Mineral Hanım’dan geldi:
“Şişmiş bu su, bozuk!”

Artık nasıl bir enerji yayıyorsan suyun bile içi şişmiş be bacım.

“Hanımefendi basınç farklılığı sebebiyle böyle oluyor, bozuk olduğu için değil.” 
“Dalga geçiyorsunuz herhalde!”

Hı hı evet, hepimiz bunun için uçmuyor muyuz?

“Konserveyi bilirsiniz.” Bilirim. “Böyle almayın derler.” Hmm…

Yalan dolan dolu sözlerinle, deli deli bakan gözlerinle, beni beni dertlere salan kimdi, kimdi?!

Konservelerin karada satıldığından, ambalaj farkından bahsettim, ellerimle kalp yaptım, cebimden tavşan çıkardım. Birkaç farklı su hatta başka yolcunun açılmamış cipsini gösterdim. İnanmazsa arka galleyden kara tahtamı getirip fizikokimya anlatacağım:
Sevgili Mineral Hanım,
İdeal gaz kanununa göre sıcaklığın sabit olduğu bir ortamda, basıncın azalması durumunda hacim artacaktır. Bavulunuzda patlayıp kıyafetlerinizi nemlendiren kremleriniz de aynı kanuna bağlı olarak hayatını sürdürmektedir. Bu sebeple içinizi ferah tutun, sağlığınız için de havada ve karada bol bol su için. Sevgiler, Robert Boyle-Edme Mariotte

boyles_law_animated

Yolcumuza değer veriyorum çünkü. Mucuk!

Bilgiyi sindirme ve değerlendirme sürecinde ben de dudak kaslarımı çalıştırarak zamanımı boşa harcamadım.

“Yine de bunu içmek istemiyorum, başka su verir misiniz?” diye sonuçlandı değerlendirme.

Kahır, keder, dert hepsi sende, kalmadı sabır tükendi bende, dayanamam, çekemem of bitti bitti, bitti…

“Tabii!” Seni mi kırayım? Çeşnicibaşı gelip sizden önce bir yudum alsın isterseniz. Yine aynı basınç ve sıcaklık altında duran başka bir su verdim. İçine sevgimizi ve fazladan mineral kattım. Su incelendi, tartıldı, ölçüldü ve kabul edilebilir bulundu.

“Tamam canım bu daha iyi!”

Peki cınım o zaman, afiyet olsun. Mineraller beslesin, bedenimiz idrak ile dolsun.
Azıcık sonra yanından geçerken yeniden seslendi. “Hah!” dedim, “Suyun sertliğini beğenmedi.”

“Su kötü değilmiş, yordum seni de…”

Hadi canım sen de olmaz ki böyle! Küsen kızan kıran kimdi söyle?!  Tarkan dönüyor çılgınca zihnimde. Kırdın beni diyorum. Kırdın! Beni beni Bihter’ini!

Taam taam affettim, haydi gönlünce iç.

Uçağın tekeri yere değip de herkes karıncalar gibi yeryüzüne dağılırken Mineral Hanım ilişiverdi. Mucuk diye öpecek sandım.

“Yine de bunu şirkete yazacağım. Bence normal değil,” dediğinde bu yükseklikte alınan minerallerin zihnin kutup başları arasında temassızlık yarattığına kanaat getirdim. O merdivenlerden inerken ben de şarkımı söylemeye devam ettim:

Nazın cazın hiç bitmedi gitti, sazın sözün de zamanı geçti. Güle güle sana da, artık bitti, bitti!
Bitti ah bitti, bitti, bittiiii böyleeee!

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Dakika Önce Bir Dakika Sonra

06 Temmuz 2015, 13:49 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

nicebye bye

Hayatında Hiç Kahve İçmemişçesine!!

21 Haziran 2014, 00:40 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ucakta Ikram

İlk Uçuş!

16 Haziran 2014, 00:34 | Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Günlerden bir gün bir yolcu körükten sekerek geliyordu… Üzerinde kırmızı kapüşonlu bir eşofman üstüyle anneannesine yemek götüren modern kırmızı başlıklı oğlan diyebiliriz. Sevgi çemberi oluşturup ront yapmamıza az kalmıştı ki:

“İlk kez biniyorum ben uçağa, çok mutluyum!! ” dedi.

Boynuna Hawaii usulü çiçekli kolyemizi taktıktan sonra Türk usulü lolipopumuzdan takdim edip alkışlarla kabine alıyoruz. Boarding esnasında arada bir karşılaşıyoruz:

“Hava çok güzel, yerim de cam kenarı çok şanslıyım, hep dışarıyı seyredeceğim” diyor.

“Keyfini çıkarın, güzel bir yolculuk dilerim” diyorum.

Sonra servise bir çıkıyoruz ki çocuk bulutlar üzerinde rüyalara dalmış. Kaçtı güzelim bulutlar!!

İnerken hevesini kurt yemiş misâli asık suratıyla yanımıza geliyor:

“E ben uyumuşum ya!”

He ya, uyudun resmen!  Bir dahaki sefere inşallah :)”

“Nasıl uyudum ya?!” diyerek uzaklaştı gitti.. Üzüldüm tabii.

İşte bu karikatürü görünce kırmızı başlıklı çocuk geldi aklıma 🙂

ilk uçuş, uçağa ilk kez binmek

Sizce de Biraz Hızlı Gitmiyor Muyuz?

06 Haziran 2014, 00:09 | Kabin Memurluğu, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Retro TravelSabah namazını müteakiben çıktım yola. Erken kalkan yol alırmış, önümde 14 saatlik bir çalışma günü var. Dedim “Beni beklemeyin yiyin siz.” Hiç beklemedik ki der gibi baktılar yüzüme. Aslında hiç yoktular… Maksat sabahın köründe normal bir aile evinden çıkıyormuşçasına hareket etmek… Bu sabahların bir anlamı olmalı!! Nitekim birazdan Meksika dalgasıvari bir güruhun içinde çalkalanacaktım.

Caddeye doğru çıkmıştım ki annesinin elinden tutmuş yürüyen bir çocuk “Aaa anne kadın asker!!” dedi. Hulen ne işin var bu saatte senin sokakta?! İçtima hazırlığı mı yapıyorsun, ne yapıyorsun?

Çoocuğu ivedilikle bilgilendirdik annesiyle beraber. Kendisini güneşten önce aydınlatmanın mutluluğu ile devam ettim yoluma. Serin serin iyi geldi hava.

Neyse efendim geldik uçağa… Karnım, daha sabah olduğunun farkına varamadığı için acıkmamışken yolcuların yiyeceklerini hazırlamaya koyuldum. Kabinin arkasından bir özçekim geliyor: Yolcularla kahvaltı keyfi! 😛 Menümüzde karga boku!

Servis başladı, sağlı sollu ilerliyoruz. 8. ya da 9. sıra civarındaydık. Ön kolumun üst kısmının dürtüklenmesi suretiyle durduruldum.

“Buyurun?” Kolumdan bir parça mı istemiştiniz?!

“Sizce de biraz hızlı gitmiyor muyuz?”

‘Daha sekizinci sıradayız yahu, ne hızı?! mı demeliydim?

Yoksa, ‘Adınızı bile bilmiyorum ama bana yemek veriyorsunuz bu ne samimiyet?’ mi demek istiyordu beyefendi? Du bakalım:

“Anlayamadım tam?”

“Uçak diyorum, uçak diyor, hani hızlı gitmiyor mu biraz?”

Haaa, ne salaksın diyor, anlamıyorsun diyor…

“Yani uçaktayız normal değil mi? Hızlı olsun diye binmiyor muyuz?” Yani şahsen ben her gün 35000 feet irtifada saatte 700 km hızla gitmedikçe kendime gelemiyorum.

“Bana hızlı geldi de biraz.”

Ah beyefendi siz çok yanlış gelmişsiniz o zaman! diyemedim.

“Uçak korkunuz mu var?”

“Yok sadece uçak hızlı gibi işte.” Vuhuuu kapalı devre sohbet!!

“E böylece gideceğimiz yere daha çabuk varacağız, öyle değil mi?”

Gülümseyerek söylemeye çalışıyorum yanlış anlamaz inşallah.

“Öyle de.. Hufff”

“Otobüsle de gelebilirdiniz?” dedim birden. Demese miydim? Sattım şirketi iki dakikada fiiuuvv!! Ne deseydim ki başka? Uçak hızlı diyor adam. Ayıp mı ettim ki? Ne güzel sohbet ediyoruz şurada yahu. Adam pek sinirlenmişe benzemiyor hem. Du bakalım ne diyecek. Arkadaş da yardırdı gidiyor bu arada. İneceğiz birazdan, hızlı gidiyor lanet olası uçak 🙂

“Hehe 2 gün sürerdi artık eheheh”

Layynnn dalga mı geçiyorsun, servisi mi sabote ediyorsun, ne yapıyorsun?!?!?!

“E yani onu diyorum ben de…” Zaten az oksijen var, boşa harcadık işte yine..

“Tuttum sizi di mi?”

Valla ben de sizi tuttum. Çok espiriklisiniz!

“Estağfurullah… Kahve?”

Güneş mi Doğuyor?!

16 Nisan 2013, 22:16 | Kabin Memurluğu, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Akşamüstü saat 8’e doğru evden çıkmışım. Gece boyu uçuş.

Cabin Crew Slides Armed and Cross Check! Kapılar kapandı, şov başlasınnn!! Önce bir  kahve içiyorum. İçiyorum demeyeyim de hızla tepeme dikiyorum.

“2R Ayşe* buyrun benim. Buz mu? Getireyim.”

Bir çöpe çıkıyorum, bir kahve daha içiyorum, bir kahve de yolcuya veriyorum. Adeta kahve diyarı.

Yolcu “Ne kadar kaldı?” diyor. “Geldik,” diyorum “şu dağların arkası hemen”. Bir kahve daha içmek istiyorum ama vakit bulamıyorum, yemekler hazırlanıyor, toplanıyor, diğer servisler vs.  

Güneş doğuyor artık. Yolcu çağırıyor o sırada, pencereden aydınlığı gösteriyor:

“Güneş mi doğuyor?”

Yolcuya bakıyorum, aydınlanan ufka bakıyorum, yolcuya bakıyorum yine. Güneş değil o, demek istiyorum ama yorulmuşum. “Evet” diyorum.

“Öyle mi?” diyor, diğer taraftaki pencereleri gösteriyor,”o zaman orası neden karanlık?” Oranın güneşi doğmamış daha ne yapalım, kader böyle!

Hadi hadi! Cevap versene, hadi ateistler bunu da açıklasın!! Çünkü kandırdım seni dostum. Güneş değil o! Jüpiter o, atom bombası! Dünya da yuvarlak değil zaten! Güneş böyle her gün hop diye birden yukarı zıplıyor her yer aynı anda aydınlanıyor. İşte hep kuantum bunlar!

Beynimin içinde böyle abuk subuk şeyler dönerken kaptan arıyor. 2 dakika izin isteyip gidiyorum.

“Buyrun Ali Kaptan” diyorum:

“İki çay göndeeer, çok doldurma, limon da koy, şeker olmasın bu sefer.”

“Bodum bardakta, yasemin çiçekleriyle beraber marine de edeyim mi ?” diyorum. Sonra yolcuya dönüyorum geri, tam açıklama yapacağım:

“Ne oldu bilemedin de Kaptana mı sordun?” diyor. 

Ne cevap vereyim şimdi? Saat sabahın 6’sı, zaten karanlık yerin güneşi falan doğmamış daha, ne cevap vereyim ben? He canım kaptana sordum, tanımlayamadıkları bir cisimmiş, onlar da çok merak ediyormuş. 

“Hayır beyefendi”, dedim ve ona Galilei’den başlayıp coğrafya, fizik ve astronominin güzelliklerinden bahsettim. Cümlemi bitirdiğimde artık bütün dünya aydınlanmıştı zaten. 

Bir kere daha giriştik çöpe falan derken inmişiz ben de hatırlamıyorum.

Çantamı sürükleyerek apartmana doğru gidiyorum. Saat sekiz olmuş, bakkal yeni açıyor, beni görünce “Oooo hostes hanım günaydın” diyor.

“Doğdu değil mi güneş ?” diyorum. Anlamsızca bakıyor tabii yüzüme.

Apartman kapısına geldiğimde sitenin görevlisi Ahmet yaklaşıyor. Selamlaşıyoruz. “İşten mi geliyorsun? Ben de daha yeni çıkıyorum çöpe” diyor.

Dur sen arkadan çık ben de önden başlayayım‘ diyesim geliyor istemsiz olarak. “Yardım etmek isterdim de çok yoruldum ben” diyorum zile basıyorum. 

“Kim o?” diyor evdekilerden biri.

“2R Ayşe!”

“Kimmm?”

“Ya off açın kapıyı hadi uykum var!”

*Havayolu şirketine göre değişiklik göstermekle birlikte, güvenlik ve net bir ifade açısından kabin memurları uçak içi iletişimde görevli oldukları kapılara göre adlandırılırlar genelde ve kendilerini bu şekilde tanıtarak konuşmaya başlarlar. Ön kapılar 1 numaradır; ön sağ kapı 1 right, sol kapı, 1 left olur. Arka kapılar 2 numara olur.. Böyle gider. 1R yerine R1 olabilir, sadece ad kullanabilir ya da havayolu bambaşka bir kural benimsemiş olabilir. 
Benim bu uçuştaki kapım arka sağ kapı ise biri aradığında ya da ben birini aradığımda “2R Ayşe” derim, sonra da “24. sıradaki yolcu uçaktan paraşütle atlamak istiyor” şeklindeki maruzatımı bildiririm meselâ.

2132 ECN Numaralı Koltuk

18 Mart 2013, 12:41 | Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

blank-boarding-pass-british-airways (Large)

Kıbrıs seferi yapıyoruz.  Yolcular uçağa yerleşiyorlar. İçeri siyah deri montlu, deri pantolonlu uzun saçlı bir çocuk girdi. Çocuk dediğime bakmayın, 30 yaşlarında. Sırtında gitarı var. Nasıl havalı nasıl havalı! Etrafı süzen manidar bakışlar, sağa sola devrilerek ilerleyen bir yürüyüş, ‘bakın buradaki dağlar hep benim’ ifadeleri. Ooo Tanrım, bütün kabin karizmasından kıpırdayamaz hâle gelmiş, birazdan gitarını ani bir şekilde açıp konsere başlayacakmış gibi duran bu adama kenetlenmişti. Vaktim olduğunda arkada durup insanları gözlemlemek gerçekten keyifli oluyor bazen.

Sarih bakışları koltuğunu aradığını anlatıyordu bana bu adamın. Bu arayış gitgide yoğun bir hâle gelmiş, bütün uçak bitmiş ama bizim Desperado muradına erememişti. Şimdi keskin bakışlarıyla yanıma doğru geliyordu. Bir yumruk vurup gidecekmiş gibi geliyordu ama anlamsız biçimde.. Haydi hayırlısı bakalım! Küstah ve aşağılayıcı bir tavırla elindeki biniş kartını yüzüme doğru sallayarak:

“2132 ECN diye bir koltuğunuz yok sanırım. Zaten bu kadar saçma bir biniş kartı  görmemiştim. Taş çatlasın 100 kişilik uçak için de 2000 küsür koltuk varmış havası yaratmak da ayrı bir konu” diye bir nefeste saydı cümlelerini.

Hey gidi! Dök içini! Açıl! Haykır yüzümüze! İsyan et!

Oysa biz çok eğleniyoruz. 100 kişilik uçakta 2000 koltuk varmış gibi yapıyoruz el ele tutuşup dans ediyoruz bazen. Yaptığın bu çılgınca tespitler, daracık uçak koridorunda zor şartlar altında olağanüstü bir görsel izan çerçevesinde gerçekleştirdiğin bu analizi sentezleyip bir çırpıda sunman gerçekten beni benden aldı.

 Demek 2132 ECN numaralı koltuk yok ha! Oysa söylemesi bile kabinde bir FBI havası estiriyordu. Lâkin evlat, o koltuk zaten hiç var olmadı!

İçimdeki kahkaha patlamasının yanı sıra adamın tavrının yarattığı kızgınlığı mümkün mertebe bastırıp müstağni tavrımdan ödün vermeden hareket etmeye çalışıyordum. Burnumun üzerindeki biniş kartından sıyrılmak suretiyle “Yardımcı olayım ben size” diyerek aldım elinden. İlgili bölümleri göstererek “Öncelikle 2132 koltuk numarası değil uçağın sefer numarasıdır Murat Bey, ECN de Kıbrıs’ın uçuş kodudur. Ercan Havalimanı.. Koltuklarımız her sırada a, b, c, d şeklinde gidiyor..”

Adam garip bir ifadeye bürünmüştü. Mahcubiyet desem değil, gıcıklık desem değil.. Bir tuhaf işte. Yaptığını anlamış mıdır bilemiyorum doğrusu.

“Koltuk numaranız 24A. Bakın yazıyor koltuk no diye. Göstereyim ben buyurun” dedim, koltuğa ilerleyerek.

Taş çatlasın 100 kişilik uçak için 2000 küsür koltuk varmış havası yaratmak parlak bir fikir olarak gelmeyip beynini kurcalıyor madem, bütün uçağı aşıp gelip bana kin kusana dek  15  santimetre karelik o saçma biniş kartına 3 saniye baksaydın seni buralarda anlatmak durumunda kalmayacaktım arkadaşım. Üç satırlık yazının bile sadece giriş kısmını okuyabiliyoruz maalesef. Derginin de sadece resimlerine bak mümkünse.

Gösterdim koltuğunu. Attı gitarı koltuğa, saçlarını savurarak oturdu yerine. Biniş kartını geri verdim.

*** 

Hayır ne oluyor yani? Nedir bu tavır? Gerçekten anlam veremiyorum. Muayyen günün falan mı? Neyin rüzgârını estiriyorsun? Madem elindekini okumadın ya da okumak istemedin, madem yerini bulamadın, gelip insan gibi sor. “Affedersiniz yerimi bulamadım, yardımcı olur musunuz?” de, “Kartta ne yazıyor anlayamadım, bir bakar mısınız?” de! Ama hayatını çekilmez hâle getiren benmişim gibi kusma yüzüme. İlla gösteri mi yapman gerekiyor? Kimse yerini bulamadın diye dalga geçmeyecekti seninle. Ama şimdi ne oldu?  Dalga geçmekle kalmıyor, o kadar zaman geçmesine rağmen unutmadığım bu küstahça tavrı yazıya bile döküyorum. Uçağa binen karizmatik gitarist yerine rezil, terbiyesiz, izansız bir insan oldun. Bir tek benim gözümde değil, o sırada yanımızda olan diğer yolcuların gözünde de anlamsız birine dönüştün. Peki bu kadar yaygaraya derdimiz ne? Koltuk numarası. Etki alanı? Bak nerelere geldik.. Nelerle geçiriyoruz hayatımızı??

Böyle anlattığım zaman kötü yorumlar geliyor bazen. “Sen kendini ne sanıyorsun, sen her gün görüyorsun, o görmüyor. Bilmiyor olabilir, senin işin o zaten vs.” diye. İşim bu evet, gerektirdiklerini de yapıyorum zaten. Aksi bir tavır söz konusu değil. Ama şahsen bir yolcu olarak ya da herhangi bir yerde bir müşteri olarak elime bilgilendirici bir kâğıt, bilet vs. tutuşturulduğunda neymiş, ne yazıyormuş diye bakarım, incelerim. Hepsinin dışında çok temel bir şey dikkatimi çekiyor her defasında. Şehirlerarası otobüs ülkemizde gayet yaygın bir ulaşım aracı. Uçak bileti fiyatları low cost firmalarla beraber düşüşe geçene dek neredeyse alternatifsiz kullandığımız bir ulaşım aracıydı hem de. Hâlâ da konumunu koruyor gayet. Otobüste 12. sıra cam kenarı bilet alıp kimse olmadan yerimizi bulabiliyorsak uçağın bundan farklı olacağını düşündüren nedir? Uçabiliyor olması mı? Havada olunca koltuk numaraları 2132 ECN’ye benzer bir kod numarası gibi mi olmalıdır? Niye düşünce yolumuzu bu kadar zorlaştırıyoruz? Otobüsün içinden çok da farklı değil uçağın içi. Karmaşık bir yapısı yok. 1’den başlayıp gidiyor işte. Neden benzer bir mantığı kuramıyoruz? Bunun uçakta görevli olmakla, her gün uçağın içinde olmakla falan hiç alakası yok. Bulunduğun ortamın farkında olmak, tecrübeleri, yapıları bir diğerine uyarlayabilmekle ilgili.

Altını çizerek belirtmek isterim ki bu düşünce, karşımda yerini bulamayan insanlarla dalga geçmek anlamında değildir. Sıklıkla bu tavırla kıyaslandığı için açıklamak durumunda hissediyorum kendimi. Her şeye rağmen, yer bulunamayabilir, kucağında bebek olabilir, ilk kez biniyorsundur, numaraların yazdığı kısmı görememiş olabilirsin, dalgın olabilirsin, ne bileyim elli tane sebebi olabilir. Hatta sıklıkla karşılaştığımız üzere biniş kartı düzgün basılmamış olabilir. Şirazesi kaymış nice biniş kartları oluyor, aynısından yedi nüsha çıkıyor bazen, boş beyaz bir kağıt çıktığı da oluyor. Bunlar zincirleme bir dolu gereksiz olaya, gecikmeye sebep oluyor hatta. Ancak insan gibi tavırlarla, düzgün bir üslupla, mantıkla hareket edip iletişim kurulduğunda gelip geçiyor hepsi, çözülüyor, kimsenin de kafası gözü, ruhu yaralanmıyor. Fakat nereye dayandığı belli olmayan, dengesiz ve anlamsız hareketler sadece tarafları, çevreyi yoruyor ve olayı olmayacak yerlere taşıyor.

“2132 ECN diye koltuk mu olur beaaa? Gerizekalı mısın sen? Bir adam gibi baksana o kağıda ne yazıyor diye? Gelmiş bir de üzerime çullanıyorsun bir koltuk davasına?! Ayrıca sensin saçma biniş kartı!” gibi çıkışsam elli yere şikayet edilip haberlere konu olurdum herhalde terbiyesiz hostes diye.

Çok çılgın bir uçuştu gerçekten bu çok. Uçağın rotadan çıktığı bütün uçağa haykıran teyzenin akıbeti ne oldu? Karizmatik gitarcı üstün izan gücüyle bu olayları nasıl yorumladı? Hepsi bir sonraki bölümde sizlerle olacak! 🙂

Ayrıca Murat Bey taş çatlasın 100 kişilik dediğiniz uçak 186 kişilik, çok rica ediyorum, üzülüyor sonra.

Cam Kenarına Oturmam Gerek Dedim!

15 Mart 2013, 02:01 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 7 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yolcu alımındayız. Birden bir kadın “Hostes Hanım bakar mısınııız?” diye seslendi.

“Buyurun?” dedim.

“Beyefendi benim yerime oturmuş kalkmıyor.” 

Örtmenimm Ahmet saçımı çekiyoooo..

“Biniş kartınızı görebilir miyim beyefendi?” dedim.

“Tamam benim yerim burası değil ama buraya oturmak zorundayım” dedi.

Ooo çok fantastik! 

“Neden peki? Sebebini öğrenebilir miyim?”

“Çünkü cam kenarı başka yer kalmamış ve benim cam kenarına oturmam gerek” dedi.

Şu elimdeki eter hepimize yeter demek istiyorum…

“Anlıyorum fakat görüyorsunuz burası hanımefendinin yeri ve oturmak da onun hakkı. Ben size başka bir yer ayarlamaya çalışayım.”

“Olmaz!! Bir şey olursa nereden kaçacağım?!” dedi uçağın penceresini göstererek, ” Cam kenarında oturmam gerek, burası iyi!” 

Vuuu ipler koptu işte! Bir şey olursa nereden mi kaçacağım?! Bir şey olursa o minnacık pencereden mi kaçmayı planlıyordun acaba? Bir adama baktım şaka mı diye,  bir pencereye baktım sığar mı diye.. Dostum kafan bile geçmez o pencereden. Nasıl bir matematik kullandın ki? Kolumu kurtarsam yeter diye mi düşündün?

Kadın da adama bakıyordu, omzumu sıvazladı neden sonra, “Ben şuraya oturayım da siz durumu çözmeye bakın, kolaylıklar” dedi acır gibi. O sırada zaman geçiyor tabii.

Sayın konuklarımız, yolcularımızdan birinin acil olarak psikolojik yardıma ihtiyacı vardır!..

Eğildim adamın yanına iyice. “Bakın beyefendi inanın sizi çok iyi anlıyorum. Öncelikle lütfen sıkmayın kendinizi. Herhangi bir aksaklık söz konusu değil. Rahat olun lütfen. Fakat pencereden kaçmayı nasıl düşünüyorsunuz acaba? Çok küçük değil mi? Çıkamazsınız oradan”

“Geçeriz artık bir şekilde.”

İcabında süblimleşiriz…

“Geçerken sıkışabilirsiniz bence. Hem kırılmayabilir o pencere bakarsınız.. Allah korusun tabii ama eğer bir şey olursa, bence kapıya yakın olmak daha mantıklı. Koridordaki yerinizde oturursanız – ki bakın ne kadar şanslısınız ikinci sıradasınız, hemen çıkabilirsiniz.”

Şşştt aramızda kalsın!

Adam sustu. Baktı bana. “O kadar sağlam yani uçak. Kırılmayabilir o pencere diyorsun”

“Siz rahat olun, güvenin bana. Hanımefendi yerine geçsin, siz de gelin böyle. Yine de beğenmezseniz ben yardımcı olmaya çalışacağım.”

“E anlaştık o zaman.”

E hadi bakalım.

Oksijenle İlgili Hayaller

24 Ocak 2013, 13:10 | Kabin Memurluğu, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , ,

Bu şekilde bir blog araması gelmiş: Oksijenle İlgili Hayaller

Arama yapan kişi ne düşünmüştür bilemiyorum ancak ben çok fazla hayal kuruyorum oksijenle ilgili.

Yazın, havalandırmalar çalışmadığında ya da çalıştırılmadığında ter kokularının kabini sarmasını takiben oksijen hayalleri kuruyorum meselâ. Bir sabunu bile çok görüyor bazı insanlar. İlgili olarak (bkz: deotak)

Bir bakıyorsun köfte falan çıkarmış biri, diğeri ağır kokulu bir cips yiyor derken biri kusuyor. Sonra uzaklardan bir bebek bezi sesi.. Başını kaldırıp bakınca bebeğe yakın koltuktakilerin bayıldığını görüyorsun. Evet çok hayal kuruyorum. Hayal olmayan şeyse yolcunun, o bebek bezini, bindiği ulaşım aracı çöplükmüşçesine koridora, koltuğa bırakması. Biyolojik silah denemesi midir nedir?!

Sabah 06:15, günün ilk seferlerinden ve uçağa daha biner binmez ya da kalkıştan hemen sonra tuvalete giren bir şahıs ve sonrasında uçağın yarısını kendinden geçiren bir koku. Oksijen hayali kurmamak elde değil. Topluca göz feri sönmesi böyle bir şey.

Servisin ortasında, zaten kısıtlı oksijenin olduğu bu hava karışımına eklenen bir gaz. Maske çıkarıp oksijen soluyasım geliyor. Uçakta yedi psikopatı bulun!

“Havada mıyız?” sorusu.. Hep oksijensizlikten işte! Evet delicesine hayal kuruyorum.

Gelin hep beraber kuralım bu hayalleri 🙂

Bir Işık Var Ama?..

05 Ocak 2013, 19:48 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yine güzel yurdumun, neresi olduğunu hatırlayamadığım güzel bir şehrine gidiyoruz bir gün. Sakin geçiyor genel olarak uçuş. Bir yolcu çağırdı, biraz telaşlı…

“Buyrun beyefendi?”

“Hostes Hanım bu ışık ne? Burada ışık yanıyor..” dedi kemer ikaz ışıklarını göstererek. Üzerinde de kemer resmi var ama neyse. 

“Kemer ikaz ışığı beyefendi. Yandığında kemerleri bağlamak gerekiyor.”

“Ama yanıyor?”

O hâlde var! Ne yaptın hocam ya, her şey iyi gidiyordu. 

“Demek ki kemerleri bağlamak gerekiyor.”  Şimdi de ‘E yani?‘ diyecek gibi ama…

“…”

“Yardımcı olabileceğim başka bir şey var mı?” dedim gülümseyerek.

Hayır anlamında başını salladı, gözleri ışığa dikip bakmaya devam etti. Uçuş bitip de herkes inerken, geldi yanıma:

“Söndü” dedi. 

Birden kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi. Humm enteresan söndü demek.

“E siz de çözmüşsünüz kemerinizi zaten, iniyorsunuz. Her şey normal yani. İyi günler dilerim”

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: