Bir Dakika Önce Bir Dakika Sonra

06 Temmuz 2015, 13:49 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

nicebye bye

Dehr Gösterdi Yine Hicran Hicran Üstüne

16 Şubat 2015, 00:19 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken, develer tellâl iken ben uçağın içinde türbülansın birinde tıngır mıngır sallanır iken uçakta tek bir boş koltuk olmadan yirmi küsur bebekle bulutların üzerinde gidiyormuşuz.

-Beyefendi oturur musunuz?

-Beyefendi kemerinizi bağlar mısınız?

-Hanımefendi bebeğin kemeri lütfen!

-Hanımefendi siz de bebeğin kemerini bağlayın lütfen!

-Hanımefendi bebeğin kemeri…

-Bebeğin kemerini bağlar mısınız hanımefendi?

-Bebek diyorum, kemer diyorum!

-Hanımefendi…

-Çantayı alalım koridordan.

-Hayır hanımefendi, bebeğinizin sizin kucağınızda olması daha sağlıklı ve güvenli olacaktır.

-Peki yardımcı olayım kemeri bağlamanıza.

-Teyzecim!

-Hey genç baba bebeğin kemeri!

-Bebeğin kemerini bağlar mısınız? – Ama? – Ama yok, yok ama, ne aması?!

Aaaayyyhhh biri bana su versin ağzım dilim kurudu.

Neyse işte herkesi bağladık, ama diyenlerin ağzına da çorap tıktıktan sonra ne ara yükseldik ben de hatırlamıyorum. Sonra epey bir hatırlamıyorum yine… Tek hatırladığım uçakta fır döndüğüm. Bir öne koşuyorum, bir arkaya koşuyorum. Kimse doymak bilmiyor, herkes susuzluktan dehidrasyona uğramış gibi…  Böyle hayalet avcıları misali sırtıma su sebili bağlayıp gezsem yeridir.

12C’ye bir su çek!

20. sıralarda susuzluk yeniden baş gösteriyor dikkat edelim arkadaşlar.

Arka saflarda açlık belirtileri patlak verdi, arkadaşım sen onları doyur, ben sıvı teminine gidiyorum.

Ön sıralarda karnı doymuş yolcularda yeniden deri kuruması gözlenmiştir, gerekli nem ikmalini yapalım lütfen!

İnsanlar zombi gibi suuuuuu, yemeeeeek, suuuuuu diye uğulduyorlar. Bebek maması soran bile oluyor. Cebimden Aptamil falan çıkaracakmışım gibi bakıyor gözlerime.

Tabii sonra tuvalet trafiği… E-5’in ortasında sıkışmışım gibi kalıyorum kabinin orta yerinde. Elim kolum dolu. O sıra yolcunun biri sesleniyor, dönüp bakıyorum. Aramızda 5-6 sıra kadar bir mesafe var. El işaretiyle su içmek istediğini belirtiyor. Tamam diyorum. Başımı  uçağın arkasına geri çeviriyorum, önümde uzanan kuyruğa iç çekerek bakıyorum. Bir Allah’ın kulu da bana su verse ya… O sırada arkadaşla göz göze geliyoruz. Süzme çesmin gelmesin müjgan müjgan üstüne der gibi bakıyor sanki. Dilde gam var gelemiyorum koridor dolu yolcu yolcu üstüne der gibi karşılık veriyorum ben de. Tam böyle karşılık verirken son vereceğim suyu unuttuğumu epey bir sonra hatırlayacağımı bilemiyorum elbette o an. Üzerine iki bacak daha geçiyor… Uçağın içi Flash Tv’nin halay programları gibi.

Uçağın tekerleri son bacakta yere değerken tabanımdaki sızıyı düşünüyorum. Eve gidip derhal uyumak istiyorum.

Koca bir şişe suyu kafama dikip gözlerimi yumuyorum. Tam uykuya dalacak gibi olurken, uykuyla uyanıklık arasında uçurumdan yuvarlanır gibi olurken kalbim çarparak panikle açıyorum gözlerimi.su

Offf ya, adama su vermeyi unuttum!!!! Off, offf!!! Hay kafama!

Bir kere de aynı şekilde kahve vermeyi unuttuğumu hatırlayarak göğsüm sıkışıyor bir süre, Dehr gösterdi yine hicran hicran üstüne diye düşünürken uykuya dalmışım, onu da uyanınca fark ediyorum.

Uçakta Tuvalete Gitmece!

09 Temmuz 2014, 14:51 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

uçak tuvaleti

Hayatında Hiç Kahve İçmemişçesine!!

21 Haziran 2014, 00:40 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ucakta Ikram

İlk Uçuş!

16 Haziran 2014, 00:34 | Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Günlerden bir gün bir yolcu körükten sekerek geliyordu… Üzerinde kırmızı kapüşonlu bir eşofman üstüyle anneannesine yemek götüren modern kırmızı başlıklı oğlan diyebiliriz. Sevgi çemberi oluşturup ront yapmamıza az kalmıştı ki:

“İlk kez biniyorum ben uçağa, çok mutluyum!! ” dedi.

Boynuna Hawaii usulü çiçekli kolyemizi taktıktan sonra Türk usulü lolipopumuzdan takdim edip alkışlarla kabine alıyoruz. Boarding esnasında arada bir karşılaşıyoruz:

“Hava çok güzel, yerim de cam kenarı çok şanslıyım, hep dışarıyı seyredeceğim” diyor.

“Keyfini çıkarın, güzel bir yolculuk dilerim” diyorum.

Sonra servise bir çıkıyoruz ki çocuk bulutlar üzerinde rüyalara dalmış. Kaçtı güzelim bulutlar!!

İnerken hevesini kurt yemiş misâli asık suratıyla yanımıza geliyor:

“E ben uyumuşum ya!”

He ya, uyudun resmen!  Bir dahaki sefere inşallah :)”

“Nasıl uyudum ya?!” diyerek uzaklaştı gitti.. Üzüldüm tabii.

İşte bu karikatürü görünce kırmızı başlıklı çocuk geldi aklıma 🙂

ilk uçuş, uçağa ilk kez binmek

Sizce de Biraz Hızlı Gitmiyor Muyuz?

06 Haziran 2014, 00:09 | Kabin Memurluğu, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Retro TravelSabah namazını müteakiben çıktım yola. Erken kalkan yol alırmış, önümde 14 saatlik bir çalışma günü var. Dedim “Beni beklemeyin yiyin siz.” Hiç beklemedik ki der gibi baktılar yüzüme. Aslında hiç yoktular… Maksat sabahın köründe normal bir aile evinden çıkıyormuşçasına hareket etmek… Bu sabahların bir anlamı olmalı!! Nitekim birazdan Meksika dalgasıvari bir güruhun içinde çalkalanacaktım.

Caddeye doğru çıkmıştım ki annesinin elinden tutmuş yürüyen bir çocuk “Aaa anne kadın asker!!” dedi. Hulen ne işin var bu saatte senin sokakta?! İçtima hazırlığı mı yapıyorsun, ne yapıyorsun?

Çoocuğu ivedilikle bilgilendirdik annesiyle beraber. Kendisini güneşten önce aydınlatmanın mutluluğu ile devam ettim yoluma. Serin serin iyi geldi hava.

Neyse efendim geldik uçağa… Karnım, daha sabah olduğunun farkına varamadığı için acıkmamışken yolcuların yiyeceklerini hazırlamaya koyuldum. Kabinin arkasından bir özçekim geliyor: Yolcularla kahvaltı keyfi! 😛 Menümüzde karga boku!

Servis başladı, sağlı sollu ilerliyoruz. 8. ya da 9. sıra civarındaydık. Ön kolumun üst kısmının dürtüklenmesi suretiyle durduruldum.

“Buyurun?” Kolumdan bir parça mı istemiştiniz?!

“Sizce de biraz hızlı gitmiyor muyuz?”

‘Daha sekizinci sıradayız yahu, ne hızı?! mı demeliydim?

Yoksa, ‘Adınızı bile bilmiyorum ama bana yemek veriyorsunuz bu ne samimiyet?’ mi demek istiyordu beyefendi? Du bakalım:

“Anlayamadım tam?”

“Uçak diyorum, uçak diyor, hani hızlı gitmiyor mu biraz?”

Haaa, ne salaksın diyor, anlamıyorsun diyor…

“Yani uçaktayız normal değil mi? Hızlı olsun diye binmiyor muyuz?” Yani şahsen ben her gün 35000 feet irtifada saatte 700 km hızla gitmedikçe kendime gelemiyorum.

“Bana hızlı geldi de biraz.”

Ah beyefendi siz çok yanlış gelmişsiniz o zaman! diyemedim.

“Uçak korkunuz mu var?”

“Yok sadece uçak hızlı gibi işte.” Vuhuuu kapalı devre sohbet!!

“E böylece gideceğimiz yere daha çabuk varacağız, öyle değil mi?”

Gülümseyerek söylemeye çalışıyorum yanlış anlamaz inşallah.

“Öyle de.. Hufff”

“Otobüsle de gelebilirdiniz?” dedim birden. Demese miydim? Sattım şirketi iki dakikada fiiuuvv!! Ne deseydim ki başka? Uçak hızlı diyor adam. Ayıp mı ettim ki? Ne güzel sohbet ediyoruz şurada yahu. Adam pek sinirlenmişe benzemiyor hem. Du bakalım ne diyecek. Arkadaş da yardırdı gidiyor bu arada. İneceğiz birazdan, hızlı gidiyor lanet olası uçak 🙂

“Hehe 2 gün sürerdi artık eheheh”

Layynnn dalga mı geçiyorsun, servisi mi sabote ediyorsun, ne yapıyorsun?!?!?!

“E yani onu diyorum ben de…” Zaten az oksijen var, boşa harcadık işte yine..

“Tuttum sizi di mi?”

Valla ben de sizi tuttum. Çok espiriklisiniz!

“Estağfurullah… Kahve?”

Göremedim Bir Daha Göster!

25 Eylül 2013, 00:34 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 12 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Günlerden bir gün Karadeniz uçuşundayız. Günümün son uçuşu. Kafam uçağın burnu kadar olmuş, beynimde motor sesi uğulduluyor. 382. bebek kemerini bağladıktan sonra bastonuma yaslanıp ‘Vay belim’ diyerek geziyorum koridorda. Bakın küsüratlı sayı veriyorum ki ne kadar ince çalıştığım ortaya çıksın. Sonrasında da demo için hazırlanıyorum. Her zamanki gibi disko ışıklarını ayarlıyorum, sesi açıyorum,  alıyorum elime mikrofonu.. Ses, sess… Haydi kabin, eller havaya vuhuu!!

‘Eee ama oturmaya mı geldik?! Ne yapcaz inene kadar? Hazır oksijen de az ne güzel!!’ Gel gör ki kabin ciddi. Herkes pür dikkat bana bakıyor. ‘Humm, peki o zaman Türk Sanat Musikisinden parçalar söyleyelim? Dertli uçuşlara giden işte benim Zeki Müren’ ( Bu vesile ile Zeki Müren’in ölüm yıldönümünü de anmış olalım)

Ama kimsede ses yok. Esasen kabin yıkılıyor da ben böyle hayaller kuruyorum işte. TSM’yi de beğenmediysek geriye tek çare kalıyor. Başlıyorum söylemeye: “Al şalım yeşil şalım da, dünyayı dolaşalım… “

Sanki bir kıpırtı oldu. Sanki, gibi… Neyse o zaman pist kısa, istek parça ile yayınımızı tamamlıyoruz hemen. 12B’de oturan yolcumuzdan geliyor:

“Uçağımızdaki bazı teknik konulara dikkat çekmek istiyoruz” adlı anonim şarkı…

Eh nihayet herkesin keyfi yerine geliyor. 🙂

Kapılar, çıkışlar derken sıra can yeleğine geliyor.

demo

O esnada bir teyze bağırıyor “Ayyyy ayyyy göremedim, kaçırdım göremedim bir daha göster, bir daha!!!”

Uğurcum geri alalım bi!

Bir an kalakaldım, güleceğim gülemiyorum ama teyzeyi duyanların bir kısmı zaten kahkahalara boğuldu. Demo ile ilgilenemeyen bir kesim de ‘Ne oluyor ya?’ diyerek şaşkın bakışlarla etrafa bakmaya başladı. Sen daha bakma neler kaçırıyorsun gör işte!

Tabii demo bölünmedi, tamamladık bitirdik ama teyze çok kötü. Offluyor, pofluyor, “Ne olcak şimdi, ya bir şey olursa?” diye sayıklayıp duruyor. Vakit dar, pist uzun değil. Vakit olsa gidip göstereceğim. Kemer kontrolünde eteğime yapışıverdi hemen.

“Niye göstermedin bir daha, kaçırdım ben çocuğa bakarken” diye hiddetlendi.

“Tamam, siz merak etmeyin, kalkıştan hemen sonra yardımcı olacağım size” diyerek tatlıya bağladık.

Aynı uçuşta elma soyup bize de takdim eden teyzenin uçağa bıçağı nasıl getirdiğiyle ilgili güzide anımızı da bilahare anlatacağım, çünkü bir de örgü ören teyze ve şiş konusu var, düşünüyorum, bakalım göreceğiz artık…

Terminator: Cabin Crew Chronicles

13 Ağustos 2013, 14:22 | Kabin Memurluğu, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Evden çıktığımda saat akşamın yedisi, gece uçuşuna gidiyorum, sabah 8’e doğru bitiyor. Gece Almanya, sabah da yurtiçi uçuşu var. İlk iki bacak Türkiye ziyaretine gelen ya da ziyaretten dönen çılgın Türklerle boğuştuk. Bu tür uçuşlara Rocky misâli hazırlandığımdan kendimden emin dalıyorum kabine tabii ki. Meselâ, koridordaki küçük homo sapienslerin üzerinden başarıyla atlamalarımı, uçuş dışındaki 110 metre engelli koşu çalışmalarıma, sırtımda tomruklarla dağ tırmanışlarıma borçluyum. Ayrıca her türlü çelme, dirsek ve benzeri ataklara karşı savunmalarım Super Mario, Mortal Kombat ve River Raid’ten kalma refleksler hep. Temelim sağlam!
Mola verildiğinde köşeye çekiliyorum, bir arkadaş terimi silerken, bir arkadaş masaj yapıyor, diğeri kahve ikmâli, amir de motive edici sözler söylüyor, hoop ringdeyim yine. Yarı finale dek kahramanca savaştım bu şekilde. Güneş doğduğunda artık yorgunluk çöküyor üzerimize fakat Türkiye’de günü yeni başlayan yurdum insanı bizi de kendi gibi görüyor tabii. Yolcuları almadan önce uçaktan çıkıp biraz nefes almaya çalışıyorum körüğün kenarında.  15 saniyelik bu şahane oksijen alımından sonra körükten uçağa doğru gelen yolcuları nedense Allah Allah sesleriyle üzerime geliyormuş gibi hissediyorum ve her şey ağır çekimde ilerlemeye başlıyor o an. Fragmanlarda yaşıyorum.

This summer…

Kafamı arkaya çeviriyorum operasyonun sesi yankılanıyor “Uçak full amirim” Uçak full amirim, full, full, fuuull.. “Yoooo..” diye bağırıyorum,

One man…

Ekiple göz göze geliyoruz.

One mission…

Gardımızı düşürmemeliyiz. Gözlerimi hafifçe kısıyorum. Eteğime, bir cııırt sesiyle yırtmaç yapıyorum yanından, gömleğin kollarını sıvıyor, fularımı başıma bağlıyorum.

But only one man can save the world!

O sırada arkamda bomba patlıyor ve dönüp bakmadan karizmatik bir biçimde yürüyorum.

Terminator: Cabin Crew Chronicles

O sırada omzum, sert bir şekilde dürtülüyor.

“Kardeş şu bavulu koyuver yukarı!”

Çok yakında sinemalarda!

Zamanda kayarak yeniden kabine dönüyorum. Dürtmede ustalaşan yolcular omzuma zaten mor bir çiçek dövmesi yapmışlardı, bu hanımefendi de sapını yaptı sağ olsun. Böbreklerim üzerindeki hatıralarımdan henüz bahsetmedim. Bacım o zaman morartmayacaksın oramı buramı, ben de sağlam kollarla yardımcı olacağım sana. Kulaklarım duyuyor şükür henüz. 

Son bagaj kapağı kapatılıyor, ok’ler veriliyor, kalkış pozisyonları, servis derken bir bakıyorum son bacak bitmiş. Yine Allah Allah sesleriyle inmeye çalışıyor insanlar. Hepsi birden ayağa kalkınca kapı daha çabuk açılacak zannediyorlar sanırım. Artık sadece dik duruyormuş gibi yapabiliyorum, hoşçakalın demeye dilim dönmüyor. Ve son yolcu yaklaşıyor elinde evrak çantasıyla:

“Sizin iş de ne güzel ya, Adana’dan İstanbul’a gel hoop bitti! Hehehehe..”

Gelsene sen şöyle!

……

..

..

.

Yetişin A Dostlar Uçak Rotadan Çıktı!!

30 Temmuz 2013, 01:05 | Kabin Memurluğu, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hatırlıyor musunuz koltuğunu arayan gitarlı yolcuyla olan uçuşu? Burada yazmıştım. Hah o uçuş hiç bitmedi işte! 
Eğlence salonlarında kutudan fırlayan köstebeklerin kafasına vurma oyunu vardır ya, tam da öyleydi.. Birini hallediyoruz bir diğeri fırlıyor, arka taraf asayiş berkemal derken ön taraf Meksika dalgasına başlıyor falan.. Uçağın içi şenlik alanı gibiydi.
Kalkışı sağ salim atlattıktan sonra servise hazırlanmaya başladık. Çocuklar, Road Runner misalî koşuşturuyor kabinde. Anneler, beşinci kattan evlâdını yemeğe çağırıyormuşçasına haykırıyor çocuklarına.
Koridordan geçerken kucağıma bir çocuk bile tutuşturuldu hatta; ‘Bak hostes abla iğne yapar!’ diye. Yuha!! Freud’dan başlayan kısa sohbetim öğrenmede davranışçı yaklaşıma gelmek üzereydi ki çocuğun çişi geldi. Oracığa yapacak olsaydı hangi yaklaşımdan girişirdim bilemiyorum fakat herkesin gördüğü, gülümseyici yaklaşımım oldu tabii.  Neyse bu konuyla sık karşılaştığımdan ayrı bir macera olarak anlatacağım..
Çocuğu ana kucağına teslim ettikten sonra servis başladı. Çaydı kahveydi derken bir eğlendik bir eğlendik dedik artık çekelim şu trolleyi tekerler değmeden. Tam dibimde bir kadın bağırdı o esnada:

“Ayyy hostessss uçak rotadan çıktı!!!”

Dedim ‘teyze sen de katıl bize hep beraber çıkalım rotadan hobaa!’

Teyzeye yakın olan bendim, arkadaş çekti trolleyi ben de teyzeye yaklaştım. Şşştt çaktırma teyze ya ne güzel gidiyoruz işte!!

“Ne oldu hanımefendi anlayamadım tam?”, dedim.

“Uçak rotadan çıktı kızım! Çizgide gitmiyor!” dedi ekranı göstererek. Ha ciddi yani teyze!! Nitekim, Sabiha Gökçen’le beraber uçmuş gibi bakıyordu yüzüme. Ciddileştim tabii hemen.

Ekrana baktım, bildiğim her günkü ekran. Hangi sebepten dolayı rotadan çıkılmış olabileceğini düşünmüştür diye kübik ve gerçeküstücü bir yaklaşımla pencereden şöyle bir baktım karanlığa, o anki rüzgâr ve hızımızı hemencecik hesaplayıp yeniden değerlendirdim görüntüyü. Teyzecim korkacak bir şey yok Kaptan shortcut almış Filipinler üzerinden yaklaşacak piste! Tanrımmm kabin, kabin olalı böyle determinizm görmedi, ne kaddar da bilimselim 😛

Uçağa binmiş olanlar bilecektir. Birçok uçakta uçuş bilgilerinin, rotasının verildiği, ayrıca reklam, film vb. gösterilen kabin eğlence sistemleri vardır. Harita kısmında da çeşitli animasyonlar olur. Dünyadan başlar göstermeye bulunduğun
coğrafyaya yaklaşır, uçağın nereden nereye gideceğini çizer,  beğenmez siler, yok ters döner, şekil yapar, yay çizer vs.

İki uçağın burnunun çizgi üzerindeki yönüne bakacak olursanız, yolcumuzun olaya ne denli hassas yaklaştığını görebilirsiniz.


İşte canım teyzem bir bakmış uçak rotayı gösterirken burnu Yunanistan’a doğru kaymış, İstanbul’u göstermiyor, gösterilen çizgi üzerinde de değil. Ah teyzecim biz alıştık sen de alışırsın, uçak işte burnunun dikine gidiyor hep! Açıkladım tabii durumu, her şeyin normal olduğunu… Fakat o esnada durum teyzeyle mi kaldı? Kalmadı.

“Hostessss uçak rotadan çıktı!!” yı duyan maceraperest yolcular ne yapar?

“Neeeaaa uçak rotadan mı çıkmış?”

“Nasıl ya?”

“Ne oluyor, ne oluyor?”

Pencereden bakmalar, ayağa kalkıp teyze ciddi mi diye teşhise gelenler, uçak rotadan çıktığı için ağlayan çocuklar, uçak rotadan çıktı diye ağlamayı bırakan çocuklar, uçağın rotasından bağımsız olarak ağlayan bebekler, cidden Filipinler’e insek umrunda olmayacak gençler, tek kaşı kalkık cool görünümlü fakat gergin gitarcı ve gitarı.. Aaa sen de vardın değil mi Desperado?! 🙂 İyi misin nasılsın? Rahat mı koltuk?

Ve gitarist beklenmedik bir hareket yaptı o anda. Gitarının üzerinden ufak bir baş hareketiyle beni çağırdı. Kanka mı olduk bir anda ne oldu kuzum? Bir gözü ekranda bir gözü pencerede. Rota görünüyor mu bari, bak bakalım çizgide mi gidiyoruz? Eğildim, dikkat kesildim. Desperado aslında teyzeye inanmamış ama belli ki kurt düşmüş içine, ‘cidden bir sorun var mı?’ diye fısıldadı kulağıma.

Ben de fısıldadım: “Korkma Desperado, sorun yok koltuk sayımız tam, saydım yeniden, yolumuzda gidiyoruz!”

Uçuşun en güzel ânı, tekerlerin yere değeceği andaki yaşadığımız sessizlikti. Oh!

Millet, daha açık olmayan kapıdan inmek için ayağa kalkmış beklerken bir ses geldi aradan:

– İstanbul değil mi kızım?

Bakayım doğru mu geldik?

Yok teyze Manila burası, sonraki durak seninki! Evet teyzeciğim merak etmeyin siz…

Gitarcı sen de biniş kartlarıyla barışık ol artık, haydi selametle!

 

Güneş mi Doğuyor?!

16 Nisan 2013, 22:16 | Kabin Memurluğu, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Akşamüstü saat 8’e doğru evden çıkmışım. Gece boyu uçuş.

Cabin Crew Slides Armed and Cross Check! Kapılar kapandı, şov başlasınnn!! Önce bir  kahve içiyorum. İçiyorum demeyeyim de hızla tepeme dikiyorum.

“2R Ayşe* buyrun benim. Buz mu? Getireyim.”

Bir çöpe çıkıyorum, bir kahve daha içiyorum, bir kahve de yolcuya veriyorum. Adeta kahve diyarı.

Yolcu “Ne kadar kaldı?” diyor. “Geldik,” diyorum “şu dağların arkası hemen”. Bir kahve daha içmek istiyorum ama vakit bulamıyorum, yemekler hazırlanıyor, toplanıyor, diğer servisler vs.  

Güneş doğuyor artık. Yolcu çağırıyor o sırada, pencereden aydınlığı gösteriyor:

“Güneş mi doğuyor?”

Yolcuya bakıyorum, aydınlanan ufka bakıyorum, yolcuya bakıyorum yine. Güneş değil o, demek istiyorum ama yorulmuşum. “Evet” diyorum.

“Öyle mi?” diyor, diğer taraftaki pencereleri gösteriyor,”o zaman orası neden karanlık?” Oranın güneşi doğmamış daha ne yapalım, kader böyle!

Hadi hadi! Cevap versene, hadi ateistler bunu da açıklasın!! Çünkü kandırdım seni dostum. Güneş değil o! Jüpiter o, atom bombası! Dünya da yuvarlak değil zaten! Güneş böyle her gün hop diye birden yukarı zıplıyor her yer aynı anda aydınlanıyor. İşte hep kuantum bunlar!

Beynimin içinde böyle abuk subuk şeyler dönerken kaptan arıyor. 2 dakika izin isteyip gidiyorum.

“Buyrun Ali Kaptan” diyorum:

“İki çay göndeeer, çok doldurma, limon da koy, şeker olmasın bu sefer.”

“Bodum bardakta, yasemin çiçekleriyle beraber marine de edeyim mi ?” diyorum. Sonra yolcuya dönüyorum geri, tam açıklama yapacağım:

“Ne oldu bilemedin de Kaptana mı sordun?” diyor. 

Ne cevap vereyim şimdi? Saat sabahın 6’sı, zaten karanlık yerin güneşi falan doğmamış daha, ne cevap vereyim ben? He canım kaptana sordum, tanımlayamadıkları bir cisimmiş, onlar da çok merak ediyormuş. 

“Hayır beyefendi”, dedim ve ona Galilei’den başlayıp coğrafya, fizik ve astronominin güzelliklerinden bahsettim. Cümlemi bitirdiğimde artık bütün dünya aydınlanmıştı zaten. 

Bir kere daha giriştik çöpe falan derken inmişiz ben de hatırlamıyorum.

Çantamı sürükleyerek apartmana doğru gidiyorum. Saat sekiz olmuş, bakkal yeni açıyor, beni görünce “Oooo hostes hanım günaydın” diyor.

“Doğdu değil mi güneş ?” diyorum. Anlamsızca bakıyor tabii yüzüme.

Apartman kapısına geldiğimde sitenin görevlisi Ahmet yaklaşıyor. Selamlaşıyoruz. “İşten mi geliyorsun? Ben de daha yeni çıkıyorum çöpe” diyor.

Dur sen arkadan çık ben de önden başlayayım‘ diyesim geliyor istemsiz olarak. “Yardım etmek isterdim de çok yoruldum ben” diyorum zile basıyorum. 

“Kim o?” diyor evdekilerden biri.

“2R Ayşe!”

“Kimmm?”

“Ya off açın kapıyı hadi uykum var!”

*Havayolu şirketine göre değişiklik göstermekle birlikte, güvenlik ve net bir ifade açısından kabin memurları uçak içi iletişimde görevli oldukları kapılara göre adlandırılırlar genelde ve kendilerini bu şekilde tanıtarak konuşmaya başlarlar. Ön kapılar 1 numaradır; ön sağ kapı 1 right, sol kapı, 1 left olur. Arka kapılar 2 numara olur.. Böyle gider. 1R yerine R1 olabilir, sadece ad kullanabilir ya da havayolu bambaşka bir kural benimsemiş olabilir. 
Benim bu uçuştaki kapım arka sağ kapı ise biri aradığında ya da ben birini aradığımda “2R Ayşe” derim, sonra da “24. sıradaki yolcu uçaktan paraşütle atlamak istiyor” şeklindeki maruzatımı bildiririm meselâ.
Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: