Bir Dakika Önce Bir Dakika Sonra

06 Temmuz 2015, 13:49 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

nicebye bye

Reklamlar

Dehr Gösterdi Yine Hicran Hicran Üstüne

16 Şubat 2015, 00:19 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken, develer tellâl iken ben uçağın içinde türbülansın birinde tıngır mıngır sallanır iken uçakta tek bir boş koltuk olmadan yirmi küsur bebekle bulutların üzerinde gidiyormuşuz.

-Beyefendi oturur musunuz?

-Beyefendi kemerinizi bağlar mısınız?

-Hanımefendi bebeğin kemeri lütfen!

-Hanımefendi siz de bebeğin kemerini bağlayın lütfen!

-Hanımefendi bebeğin kemeri…

-Bebeğin kemerini bağlar mısınız hanımefendi?

-Bebek diyorum, kemer diyorum!

-Hanımefendi…

-Çantayı alalım koridordan.

-Hayır hanımefendi, bebeğinizin sizin kucağınızda olması daha sağlıklı ve güvenli olacaktır.

-Peki yardımcı olayım kemeri bağlamanıza.

-Teyzecim!

-Hey genç baba bebeğin kemeri!

-Bebeğin kemerini bağlar mısınız? – Ama? – Ama yok, yok ama, ne aması?!

Aaaayyyhhh biri bana su versin ağzım dilim kurudu.

Neyse işte herkesi bağladık, ama diyenlerin ağzına da çorap tıktıktan sonra ne ara yükseldik ben de hatırlamıyorum. Sonra epey bir hatırlamıyorum yine… Tek hatırladığım uçakta fır döndüğüm. Bir öne koşuyorum, bir arkaya koşuyorum. Kimse doymak bilmiyor, herkes susuzluktan dehidrasyona uğramış gibi…  Böyle hayalet avcıları misali sırtıma su sebili bağlayıp gezsem yeridir.

12C’ye bir su çek!

20. sıralarda susuzluk yeniden baş gösteriyor dikkat edelim arkadaşlar.

Arka saflarda açlık belirtileri patlak verdi, arkadaşım sen onları doyur, ben sıvı teminine gidiyorum.

Ön sıralarda karnı doymuş yolcularda yeniden deri kuruması gözlenmiştir, gerekli nem ikmalini yapalım lütfen!

İnsanlar zombi gibi suuuuuu, yemeeeeek, suuuuuu diye uğulduyorlar. Bebek maması soran bile oluyor. Cebimden Aptamil falan çıkaracakmışım gibi bakıyor gözlerime.

Tabii sonra tuvalet trafiği… E-5’in ortasında sıkışmışım gibi kalıyorum kabinin orta yerinde. Elim kolum dolu. O sıra yolcunun biri sesleniyor, dönüp bakıyorum. Aramızda 5-6 sıra kadar bir mesafe var. El işaretiyle su içmek istediğini belirtiyor. Tamam diyorum. Başımı  uçağın arkasına geri çeviriyorum, önümde uzanan kuyruğa iç çekerek bakıyorum. Bir Allah’ın kulu da bana su verse ya… O sırada arkadaşla göz göze geliyoruz. Süzme çesmin gelmesin müjgan müjgan üstüne der gibi bakıyor sanki. Dilde gam var gelemiyorum koridor dolu yolcu yolcu üstüne der gibi karşılık veriyorum ben de. Tam böyle karşılık verirken son vereceğim suyu unuttuğumu epey bir sonra hatırlayacağımı bilemiyorum elbette o an. Üzerine iki bacak daha geçiyor… Uçağın içi Flash Tv’nin halay programları gibi.

Uçağın tekerleri son bacakta yere değerken tabanımdaki sızıyı düşünüyorum. Eve gidip derhal uyumak istiyorum.

Koca bir şişe suyu kafama dikip gözlerimi yumuyorum. Tam uykuya dalacak gibi olurken, uykuyla uyanıklık arasında uçurumdan yuvarlanır gibi olurken kalbim çarparak panikle açıyorum gözlerimi.su

Offf ya, adama su vermeyi unuttum!!!! Off, offf!!! Hay kafama!

Bir kere de aynı şekilde kahve vermeyi unuttuğumu hatırlayarak göğsüm sıkışıyor bir süre, Dehr gösterdi yine hicran hicran üstüne diye düşünürken uykuya dalmışım, onu da uyanınca fark ediyorum.

Bir Işık Var Ama?..

05 Ocak 2013, 19:48 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yine güzel yurdumun, neresi olduğunu hatırlayamadığım güzel bir şehrine gidiyoruz bir gün. Sakin geçiyor genel olarak uçuş. Bir yolcu çağırdı, biraz telaşlı…

“Buyrun beyefendi?”

“Hostes Hanım bu ışık ne? Burada ışık yanıyor..” dedi kemer ikaz ışıklarını göstererek. Üzerinde de kemer resmi var ama neyse. 

“Kemer ikaz ışığı beyefendi. Yandığında kemerleri bağlamak gerekiyor.”

“Ama yanıyor?”

O hâlde var! Ne yaptın hocam ya, her şey iyi gidiyordu. 

“Demek ki kemerleri bağlamak gerekiyor.”  Şimdi de ‘E yani?‘ diyecek gibi ama…

“…”

“Yardımcı olabileceğim başka bir şey var mı?” dedim gülümseyerek.

Hayır anlamında başını salladı, gözleri ışığa dikip bakmaya devam etti. Uçuş bitip de herkes inerken, geldi yanıma:

“Söndü” dedi. 

Birden kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi. Humm enteresan söndü demek.

“E siz de çözmüşsünüz kemerinizi zaten, iniyorsunuz. Her şey normal yani. İyi günler dilerim”

Can Yeleği!

20 Kasım 2012, 03:32 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Uçuşta meydana gelebilecek bazı acil durumlar ve uygulanması gerekenler var ki ‘yok arkadaş bu iş olmaz’ diyorum. Bunlardan biri, olur da uçak acil bir şekilde suya inmek durumunda kalırsa nasıl davranılması gerektiği.

Uçağa binildiğinde yapılan ya da gösterilen güvenlik demosunda acil bir durumda can yeleklerinin uçaktan çıkıldığında şişirilmesi gerektiği belirtilir. Ancak çoğu kişi bu ayrıntıyı dinlemez. Ve şüphesiz yolcuların büyük bir kısmı suya inme, çarpma anında o can yeleklerini, boyunlarından geçirdiği gibi şişerecektir. Bunda elbette yaşanan paniğin de etkisi olacaktır ancak eller o şişirme iplerine gidecektir.

Peki sonra?

Uçağın ana kapıları ile kanat üstü acil çıkış kapılarını düşündüğümüzde, kanat üstü çıkış kapıları diğer kapılara göre küçüktür. Uçağa binenler bilecektir. Bu kapılardan can yelekleriyle çıkmak çok çok zordur. İmkansız diyeceğim, olmayacak. Uçak suya inmiş, insanlar paniklemiş, hepsi yeleklerini şişirmiş, birbirlerini eze eze cücük kadar yerden çıkmaya çalışıyor. Evet böyle düşününce durum imkânsızlaşıyor.

Ana kapılara gelirsek, arka ana kapılar normal bir suya iniş hâlinde ilk olarak batacak bölge olacaktır. Öncelikle kullanılması gereken kanatüstü acil çıkışlar ve ön ana kapılardır.

Ön kapıda da uçak içindeki panik hâli düşününce kapılardan çıkmak kolay olmayacaktır. Ayrıca yapısal olarak uçakta bulunan can yelekleri denizdeki simit gibi değildir. Serttir, hareket etmeye pek imkân vermez. Şişirildiğinde kafayı yukarı doğru çeker ve sıkıca sarar, sıkıştırır. Yüzmek bile pek kolay değildir. Amaç sadece su üzerinde kalmaktır.

Air Seychelles şirketinin eğitiminden bir kare

Ve başka bir planda, uçağın parçalandığını ve içine su girdiğini düşündüğümüzde, yeleğini içeride şişirmiş olan yolcular suyun üstüne, dolayısıyla uçağın tavanına doğru çekileceğinden dalıp da çıkışa doğru ilerleyemeyeceklerdir.

Nereden mi biliyoruz?

Bkz. Etiyopya Havayolları 961 numaralı sefer. Bir uçak kaçırılma olayıdır ve uçak suya iner. Can yeleğini şişirmiş olanlar ne yazık ki uçakta sıkıştığından çıkamazlar. Şişirmemiş yolcuların çoğu uçak çıkabilmiş ve sağ olarak kurtarılmışlardır. Çoğu diyorum, çünkü can yeleğini şişirmeyen ve kemerini de bağlamamış olan korsanlarla yolcular uçak çarptığında başlarını ve bedenlerini vurarak hayatlarını kaybetmişlerdir.

Bkz. 23 Kasım 1996 Komorlar Uçak Kaçırma Olayı

National Geographic’in ilgili Air Crash Investigation belgeselini seyretmek için:

Bir gün uçak içinde yürüyorum. Bir baktım adamın biri almış can yeleğini kucağına koymuş oturuyor. Gittim yanına, “Beyefendi can yeleklerinin acil durumda alınması gerekiyor. Ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordum.

“Bir şey olursa hemen şişirmem gerek ama” dedi.

Al işte. “ Güvenlik için yaptığımız demoda can yeleklerinin uçaktan çıktıktan sonra şişirilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Uçak içinde şişirmeniz sadece sizi engelleyecektir ve doğru bir hareket olmayacaktır. Şu an her şey yolunda, herhangi bir sorun yok ayrıca olağan rotamızda deniz ya da göl de yok pek. Rahat olun lütfen..”

Ama biliyorum ki o kafa “Ben şişireyim de ne olur ne olmaz” diyecektir. Bunu uçağın çoğu diyecektir. O sebeple uçağın önünden arkasına doğru bakıp suya inişi ve yolcuları hayal ettiğimde hemen itekliyorum bu düşünceyi aklımdan.

Özetle, can yeleklerini şişirmek gerektiğinde, uçaktan çıktıktan sonra şişiriniz!

Belirtmek isterim ki bunu yazmamdaki sebep uçak korkusunu tetiklemek ya da buna sebep olmak değil, neden uçak içinde şişirilmemesi gerektiğini açıklamaktır. Hani şöyle kalıversin aklınızın bir kenarında.

Izmir’in Kavaklari

12 Ekim 2012, 14:10 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Atina Izmir arasi tarifesiz bir ucustayiz. Yunan turist kardeslerimizi getiriyoruz. Ucus suresi 35 dakika ama kaptan 32 dk kadar surecegini soyluyor. Servis icin vakit bile yok. Ucmuyoruz diyebiliriz. Gel gor ki istekler girla! Yetisemiyoruz hicbir seye.. Durumu gormuyorlar mi acaba?

Ege Denizi uzerindeyiz ve Yunan aksanli Ingilizce ile bir soru geliyor: “Neredeyiz?”

Oha! Ne demek neredeyiz?! Yunanistan – Turkiye arasi gidiyoruz, hem de Izmir’e gidiyoruz. Arada tek bir deniz var!  Papua Yeni Gine civarindayiz canim, Izmir’e Filipinler uzerinden gitmeye karar verdi Kaptan.

“Ege Denizi burasi beyefendi. O ada da Mikonos!”

“Aa nasil ya?”

“Yaa boyle iste!” derken kemer ikaz isiklari yanar.. Bu ucus icin bir kisiye bir hayli vakit ayirmistim.

“Ama neden kemer bagliyoruz?”

O da ne?! Ne demek neden bagliyoruz? “Cunku alcaliyoruz beyefendi, yaklastik. Az kaldi Izmir’e..”

“Iyi de daha yeni kalkmisti ucak.”

Ben de bunu diyordum. Bu yuzden kosturuyoruz bu kadar. Hicbir ucak havada kalmiyor iste goruyorsunuz. Yok mu arkadas zaman-mekan algisi? Bir Yunan vatandasi olarak Atina Izmir arasini, Ege Denizi ve Yunan Adalari’ni sormak, ne cabuk geldik demek..

“Evet bu kadar yakin beyefendi. Bunlar da Izmir’in kavaklari! Baglayin artik lutfen kemerinizi!!”

Yap oğlum çişini de görsünler!

05 Eylül 2012, 02:19 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Ülkemizin doğu kentlerinden birine gidiyoruz ya da birinden dönüyoruz. İnişe 5 dakikadan az kalmış. Önemli dakikalar. Bir kadın almış küçük çocuğunu yanına geliyor öne doğru.

Haydaaaa!

“Hanımefendi ne yapıyorsunuz? Oturun hemen. Bakın az kaldı inmemize, çok tehlikeli şu an kalkmanız.”

“Çocuğun çişi geldi ama ne yapayım?”

Kesinlikle farkında değil neler olabileceğinin, anlamıyor bizi.

“İnince gider tuvalete, şimdi ineceğiz yere, düşüp bir yerinizi çarpacaksınız sonra. Oturun hemen! Az kaldı!”

“Çişi geldi diyom çocuğun, tuvalete gitçez.”

Aloo çişi gelmiş, biz de ne diyoruz kibar kibar.. ‘Bana bak hatun otur’ diye girişeyim mi yani ne yapayım?

“Oturur musunuz hemen şu koltuğa” diyerek ön koltuğu gösterdik. “Bakın herkes bağlı, biz de bağlıyız ve kalkmıyoruz.”

Yok arkadaş oturmuyor kesinlikle. Kıracak kafasını, gözünü. Çocuk uçacak elinden. İllâ beynin patlaması gerekiyor idrak için çünkü. Kadın bir de demez mi:

” Yap oğlum şuraya çişini de görsünler!”

Hah evet, işte göklerde görmek istediğimiz hareketler bunlar. Yapsın çocuğun çişini uçağın ortasına, sonra da kırsın kafasını pekmezi de aksın oh ne âlâ, ne âlâ.. İğrenç hostesler çocuğa bir yaptırmadı çişini. Bu değil mi? İstediğin olmadı mı, yap çocuğum çişini, kus da görsünler, pipini de göster, tükür oğlum.. Geçtim kafanın kırılmasını, ne yetiştiriyorsun sen? Bu mu yani? Yap oğlum çişini de görsünler.. 

Benim senin çocuğunu oraya çiş yaparken görmem, uçak bilmem kaç km hızla yere indiğinde düşüp başına bir iş gelmeyeceği hususunda yardımcı olmuyor ne yazık ki.. Yoksa buyursun kakasını da yapsın. Nasıl bir evlat yetiştirme böyle.. Sanatsal stratejilerle verilmiş tuvalet eğitimi! Freud koşsun peşinden bre kadın e mi?!?!

“Hızla iniyor uçak yere, düşeceksiniz, bir şey olacak, sabredin 2 dakika, oturun hemen”  diye bağırdık artık. Derken, ilk sırada oturan bir adam çekti kadını oturttu.

“Otur diyorlar oturun yahu, boşa söylemiyorlar” dedi kızgınlıkla. Kadın “hıh” dercesine bakıyor adama.

Ve indik.. Anca oturan ve kemerini bağlamayan kadın, zor tutundu uçak fren yaparken.

Oh bak gördün mü nasıl oluyormuş mu diyeyim şimdi? Bu mu çocuk yetiştirme şekli diyeyim? Ne diyeyim?..

Uçak durunca, “Buyurun” dedim, “Şimdi kullanabilirsiniz tuvaleti”

“İki dakika önce sokaydın ya”

“İki dakika önce güvenli değildi, şimdi güvenli. Siz daha fazla bekletmeyin çocuğu, çıkınca açıklayayım ben”

Türk Uçağı

26 Ağustos 2012, 23:15 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Stuttgart’tan dönüyoruz, kalkış öncesi kemer kontrolü yapılıyor. Kemeri açık bir amca var, yayılmış oturuyor.

“Kemerinizi bağlar mısınız lütfen?! Kalkmak üzereyiz ” dedim.

“Türk uçağında da mı yahu?!” dedi homurdanarak.

He amca kemer bir tek Alman uçaklarında bağlanıyor çünkü!!

Sadece bu cümle üzerine bir araba laf söylemek istedim yüzüne de..

“Uçakların milliyeti yok beyefendi, her uçakta bağlanır kemerler” demekle yetindim gülümseyerek. Ah bu zihniyet!

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: