İdeal Gazlar, Mineralli Sular

24 Şubat 2016, 17:26 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 5 Yorum
Etiketler: , , , , , ,

Yağmurun sicim gibi yağdığı, şimşeklerin bulutların arasında halay çektiği günlerden bir gün, bir uçak yolcuyla birlikte yerden epey yüksekte tıngır mıngır gidiyorduk. Masumduk, mutluyduk. “Uçak neden sallanıyor?” diye soran bile yoktu. Huzur 37.000 feette. Üniformam temiz, zihnim berrak, bulutların üzeri aydınlık, ekip güler yüzlü, iletişim güzel.

Ekipten biri “Bir Kabin Memurunun Maceraları diye bir blog var. Gördün mü hiç? Çok komik. Onunla uçsak ya, eğlenceli biri gibi,” dedi.

Aşkolsun ben eğlencesiz miyim? 
Hiçbir şeyim yok ama taş gibiyim, en çok adamdan adam gibiyim, diye başlayıp Michael Jackson çığlığı ile bitiriyorum dansımı. Bu hareketle birlikte ekip de gaza gelince pasodoble yaparak servise başlıyoruz.

Al sana, al al al! Al tut bakalım! Hoppaaaa!

Ve ta daa! İkoncan bir abla, rakibini çağıran Bruce Lee gibi bir el hareketiyle ‘Gel gel!’ diye çağırıyor beni. Annemiz babamız yapmadı böyle be!

Huzur 37000 ft vs. Ego 37000 ft.

He canım söyle! “Buyurun?”
“Bu su bozulmuş canım.” Hadi canım?! “Bana düzgün bir su verir misin?” Suyu bir hışımla ittirdi bana. Uzatmadı, ittirdi, attı.

“Yolcumuza düzgün su vermeyen damacana hanginiz?” diye döndüm ekibe.
Tamam tamam ciddi oluyorum. Açılmamış suya, neresi bozuk acaba diye baktım, inceledim. Cevap Mineral Hanım’dan geldi:
“Şişmiş bu su, bozuk!”

Artık nasıl bir enerji yayıyorsan suyun bile içi şişmiş be bacım.

“Hanımefendi basınç farklılığı sebebiyle böyle oluyor, bozuk olduğu için değil.” 
“Dalga geçiyorsunuz herhalde!”

Hı hı evet, hepimiz bunun için uçmuyor muyuz?

“Konserveyi bilirsiniz.” Bilirim. “Böyle almayın derler.” Hmm…

Yalan dolan dolu sözlerinle, deli deli bakan gözlerinle, beni beni dertlere salan kimdi, kimdi?!

Konservelerin karada satıldığından, ambalaj farkından bahsettim, ellerimle kalp yaptım, cebimden tavşan çıkardım. Birkaç farklı su hatta başka yolcunun açılmamış cipsini gösterdim. İnanmazsa arka galleyden kara tahtamı getirip fizikokimya anlatacağım:
Sevgili Mineral Hanım,
İdeal gaz kanununa göre sıcaklığın sabit olduğu bir ortamda, basıncın azalması durumunda hacim artacaktır. Bavulunuzda patlayıp kıyafetlerinizi nemlendiren kremleriniz de aynı kanuna bağlı olarak hayatını sürdürmektedir. Bu sebeple içinizi ferah tutun, sağlığınız için de havada ve karada bol bol su için. Sevgiler, Robert Boyle-Edme Mariotte

boyles_law_animated

Yolcumuza değer veriyorum çünkü. Mucuk!

Bilgiyi sindirme ve değerlendirme sürecinde ben de dudak kaslarımı çalıştırarak zamanımı boşa harcamadım.

“Yine de bunu içmek istemiyorum, başka su verir misiniz?” diye sonuçlandı değerlendirme.

Kahır, keder, dert hepsi sende, kalmadı sabır tükendi bende, dayanamam, çekemem of bitti bitti, bitti…

“Tabii!” Seni mi kırayım? Çeşnicibaşı gelip sizden önce bir yudum alsın isterseniz. Yine aynı basınç ve sıcaklık altında duran başka bir su verdim. İçine sevgimizi ve fazladan mineral kattım. Su incelendi, tartıldı, ölçüldü ve kabul edilebilir bulundu.

“Tamam canım bu daha iyi!”

Peki cınım o zaman, afiyet olsun. Mineraller beslesin, bedenimiz idrak ile dolsun.
Azıcık sonra yanından geçerken yeniden seslendi. “Hah!” dedim, “Suyun sertliğini beğenmedi.”

“Su kötü değilmiş, yordum seni de…”

Hadi canım sen de olmaz ki böyle! Küsen kızan kıran kimdi söyle?!  Tarkan dönüyor çılgınca zihnimde. Kırdın beni diyorum. Kırdın! Beni beni Bihter’ini!

Taam taam affettim, haydi gönlünce iç.

Uçağın tekeri yere değip de herkes karıncalar gibi yeryüzüne dağılırken Mineral Hanım ilişiverdi. Mucuk diye öpecek sandım.

“Yine de bunu şirkete yazacağım. Bence normal değil,” dediğinde bu yükseklikte alınan minerallerin zihnin kutup başları arasında temassızlık yarattığına kanaat getirdim. O merdivenlerden inerken ben de şarkımı söylemeye devam ettim:

Nazın cazın hiç bitmedi gitti, sazın sözün de zamanı geçti. Güle güle sana da, artık bitti, bitti!
Bitti ah bitti, bitti, bittiiii böyleeee!

 

 

 

 

Dehr Gösterdi Yine Hicran Hicran Üstüne

16 Şubat 2015, 00:19 | Havacılık, Kabin Memurluğu, Seyahat, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken, develer tellâl iken ben uçağın içinde türbülansın birinde tıngır mıngır sallanır iken uçakta tek bir boş koltuk olmadan yirmi küsur bebekle bulutların üzerinde gidiyormuşuz.

-Beyefendi oturur musunuz?

-Beyefendi kemerinizi bağlar mısınız?

-Hanımefendi bebeğin kemeri lütfen!

-Hanımefendi siz de bebeğin kemerini bağlayın lütfen!

-Hanımefendi bebeğin kemeri…

-Bebeğin kemerini bağlar mısınız hanımefendi?

-Bebek diyorum, kemer diyorum!

-Hanımefendi…

-Çantayı alalım koridordan.

-Hayır hanımefendi, bebeğinizin sizin kucağınızda olması daha sağlıklı ve güvenli olacaktır.

-Peki yardımcı olayım kemeri bağlamanıza.

-Teyzecim!

-Hey genç baba bebeğin kemeri!

-Bebeğin kemerini bağlar mısınız? – Ama? – Ama yok, yok ama, ne aması?!

Aaaayyyhhh biri bana su versin ağzım dilim kurudu.

Neyse işte herkesi bağladık, ama diyenlerin ağzına da çorap tıktıktan sonra ne ara yükseldik ben de hatırlamıyorum. Sonra epey bir hatırlamıyorum yine… Tek hatırladığım uçakta fır döndüğüm. Bir öne koşuyorum, bir arkaya koşuyorum. Kimse doymak bilmiyor, herkes susuzluktan dehidrasyona uğramış gibi…  Böyle hayalet avcıları misali sırtıma su sebili bağlayıp gezsem yeridir.

12C’ye bir su çek!

20. sıralarda susuzluk yeniden baş gösteriyor dikkat edelim arkadaşlar.

Arka saflarda açlık belirtileri patlak verdi, arkadaşım sen onları doyur, ben sıvı teminine gidiyorum.

Ön sıralarda karnı doymuş yolcularda yeniden deri kuruması gözlenmiştir, gerekli nem ikmalini yapalım lütfen!

İnsanlar zombi gibi suuuuuu, yemeeeeek, suuuuuu diye uğulduyorlar. Bebek maması soran bile oluyor. Cebimden Aptamil falan çıkaracakmışım gibi bakıyor gözlerime.

Tabii sonra tuvalet trafiği… E-5’in ortasında sıkışmışım gibi kalıyorum kabinin orta yerinde. Elim kolum dolu. O sıra yolcunun biri sesleniyor, dönüp bakıyorum. Aramızda 5-6 sıra kadar bir mesafe var. El işaretiyle su içmek istediğini belirtiyor. Tamam diyorum. Başımı  uçağın arkasına geri çeviriyorum, önümde uzanan kuyruğa iç çekerek bakıyorum. Bir Allah’ın kulu da bana su verse ya… O sırada arkadaşla göz göze geliyoruz. Süzme çesmin gelmesin müjgan müjgan üstüne der gibi bakıyor sanki. Dilde gam var gelemiyorum koridor dolu yolcu yolcu üstüne der gibi karşılık veriyorum ben de. Tam böyle karşılık verirken son vereceğim suyu unuttuğumu epey bir sonra hatırlayacağımı bilemiyorum elbette o an. Üzerine iki bacak daha geçiyor… Uçağın içi Flash Tv’nin halay programları gibi.

Uçağın tekerleri son bacakta yere değerken tabanımdaki sızıyı düşünüyorum. Eve gidip derhal uyumak istiyorum.

Koca bir şişe suyu kafama dikip gözlerimi yumuyorum. Tam uykuya dalacak gibi olurken, uykuyla uyanıklık arasında uçurumdan yuvarlanır gibi olurken kalbim çarparak panikle açıyorum gözlerimi.su

Offf ya, adama su vermeyi unuttum!!!! Off, offf!!! Hay kafama!

Bir kere de aynı şekilde kahve vermeyi unuttuğumu hatırlayarak göğsüm sıkışıyor bir süre, Dehr gösterdi yine hicran hicran üstüne diye düşünürken uykuya dalmışım, onu da uyanınca fark ediyorum.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: