Ben Çayımı Sıcak Severim!

12 Eylül 2012, 22:39 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yolcunun biri çay istedi uçuşta.

Hay hay.. Verdik çayını, şekerini.

“Iyy bu soğuk”, dedi.

Allah Allah bakalım hemen. Üstünden buharlar çıkıyor ama haydi hayırlısı. Koyduk başka bir bardağa suyu, dokunduk. Elimiz yandı. Nasıl soğuk ya?!

 ” Beyefendi kontrol ettik. Soğuk değil su, ısıtıcımızdan tekrar su koyduk. Böyle deneyin şimdi isterseniz.”

Bir yudum alındı.

“Ya rezalet resmen. Soğuk bu çay soğuk.”

” Üzgünüz gerçekten ancak ısıtıcımız normal çalışıyor. Sorduğumuz kişiler su sıcaklığından memnun. Dokunduğumuzda elimiz yandı.”

“Ben çayımı kaynar severim..”

Ben de sopanın kızılcık dalından olanını severim.  Hay senin kaynar çayına, ziftin pekini iç!

Şimdi bu olayın iki noktası var:

Öncelikle yine en fazla 2 saatlik yere gidiyoruz. Uçaktayız, yerden 10-11 km yukarıdayız, 800-900 km hızla gidiyoruz. Havayoluna ait uçağın donanımı belli. Şartları idrak edelim lütfen. Bir düşün bakalım ne yapıyorsun şu an?

Hayatının, kara aracıyla 20 saatten fazla tutacak bir yere sadece 2 saatinin gittiği bir durumda, deniz seviyesinde 100 derecede kaynar suyla yapılmış demleme çay içmesen de olur bence. Denedik, bir şey olmuyor. Hâlâ hayattayız.

Evin değil burası, yoldasın, hareket hâlindesin, elden gelen tüm şartlar fazlasıyla sunuluyor zaten. Hem de büyük kibarlıkla. Senin ise hem tavrın kaba, hem de isteğin yersiz.  İn 1 saat sonra, isteğin yerde, istediğin çayı iç. Ama kabin ekibi, içinde bulunulan şartlardaki en sıcak suyu sana getirdi. Psikopat gibi tiryakiliğin lüzumu yok. Haa bunların haricinden, ısıtıcı çalışmamış olabilir, su cidden soğuk ya da ılık olabilirdi. Ancak görgü, adap diye de bir şey var ki bizi diğerimizden ayırıyor. Ağzımızdan çıkanı duysun bir kulağımız.

Yani bu bahsettiğim çok mu büyük olay bilmiyorum. Benim bu tarzdaki yolculuktan beklediğim . Çay mı, kahve mi içmek istiyorum. Beni oyalasın, idare etsin yeter. En iyisi, en sıcağı, zirvelerden süzülüp geleni, yapraklardan özenle toplananı olmak zorunda değil.

Gelelim olayın ikinci noktasında, sen yırtınsan da zaten istediğin sıcaklıkta bir içecek içemezsin. Farkındalığını korumak adına tekrar hatırlatıyorum ki uçaktayız. Yerden farklı bir basınç noktasındayız. Atmosferde dolanıyoruz. Kabin için basınç uçaklarda 5000-8000 feete ayarlıdır. Aşağı yukarı Uludağ’ın zirvesinde seyrediyoruz diyebiliriz.

Ve temel fizik bilgilerimizi dürtecek olursak, deniz seviyesinde 100 derecede kaynayan su, uçaktaki basınç altında 90 derece gibi bir noktada kaynar. Yırtınsak da ağzınıza layık 100 derecelik su elde etmemiz mümkün değildir yani. Bu 10 derecelik damak hassasiyetinize saygılarımı sunarak, işbu farkı, gittiğiniz coğrafî bölgedeki kaynattığınız suyla telâfi etmenizi salık veririm. Böylece 5 yaşında çocuk gibi isterim de isterim diye ağlamamış olur, karşınızda size yardımcı olmaya çalışan insanlara böğürmezsiniz. Kaldı ki 90 dereceden bahsediyoruz. Yanlışlıkla üstüne dökülse, hostes beni yaktı diye inleyeceğin, buzlar, merhemler isteyeceğin, deri üzerinde gayet ciddi yanıklara sebebiyet verebilecek bir sıcaklıktan bahsediyoruz. Ilık ya da soğuktan değil.  

Peki ben ne yaptım? Servis tamamlandıktan sonra, bir hışımla adamın yanına gidip henüz bardağındaki çay bitmemişken, diğer yolcuların da duyabileceği bir sesle, az önce bahsettiğim fiziksel olayı açıkladım.

“… Şikâyetiniz belki de buradan kaynaklanıyordur. Hak verirsiniz ki fiziksel olarak imkânsız olan bu olayı değiştirebilecek bir konumda değiliz.”

Bu kadar bilimsellik fazla gelmiş olacak ki, diğer yolcuların da “adama bak yaa hayret valla” ifadeleri eşliğinde, belki biraz mahçup, biraz da şaşkın bakışlarla sadece ‘hmm peki’ diyerek devam etti yolcuğuna.

Aynısının kahve versiyonları da mevcut pek tabii.

Haydi iyi yolcuklar sizee! 🙂

Reklamlar

Yap oğlum çişini de görsünler!

05 Eylül 2012, 02:19 | Havacılık, Seyahat, Sivil Havacılık, Uçak, Yolculuk kategorisinde yayınlandı | 3 Yorum
Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Ülkemizin doğu kentlerinden birine gidiyoruz ya da birinden dönüyoruz. İnişe 5 dakikadan az kalmış. Önemli dakikalar. Bir kadın almış küçük çocuğunu yanına geliyor öne doğru.

Haydaaaa!

“Hanımefendi ne yapıyorsunuz? Oturun hemen. Bakın az kaldı inmemize, çok tehlikeli şu an kalkmanız.”

“Çocuğun çişi geldi ama ne yapayım?”

Kesinlikle farkında değil neler olabileceğinin, anlamıyor bizi.

“İnince gider tuvalete, şimdi ineceğiz yere, düşüp bir yerinizi çarpacaksınız sonra. Oturun hemen! Az kaldı!”

“Çişi geldi diyom çocuğun, tuvalete gitçez.”

Aloo çişi gelmiş, biz de ne diyoruz kibar kibar.. ‘Bana bak hatun otur’ diye girişeyim mi yani ne yapayım?

“Oturur musunuz hemen şu koltuğa” diyerek ön koltuğu gösterdik. “Bakın herkes bağlı, biz de bağlıyız ve kalkmıyoruz.”

Yok arkadaş oturmuyor kesinlikle. Kıracak kafasını, gözünü. Çocuk uçacak elinden. İllâ beynin patlaması gerekiyor idrak için çünkü. Kadın bir de demez mi:

” Yap oğlum şuraya çişini de görsünler!”

Hah evet, işte göklerde görmek istediğimiz hareketler bunlar. Yapsın çocuğun çişini uçağın ortasına, sonra da kırsın kafasını pekmezi de aksın oh ne âlâ, ne âlâ.. İğrenç hostesler çocuğa bir yaptırmadı çişini. Bu değil mi? İstediğin olmadı mı, yap çocuğum çişini, kus da görsünler, pipini de göster, tükür oğlum.. Geçtim kafanın kırılmasını, ne yetiştiriyorsun sen? Bu mu yani? Yap oğlum çişini de görsünler.. 

Benim senin çocuğunu oraya çiş yaparken görmem, uçak bilmem kaç km hızla yere indiğinde düşüp başına bir iş gelmeyeceği hususunda yardımcı olmuyor ne yazık ki.. Yoksa buyursun kakasını da yapsın. Nasıl bir evlat yetiştirme böyle.. Sanatsal stratejilerle verilmiş tuvalet eğitimi! Freud koşsun peşinden bre kadın e mi?!?!

“Hızla iniyor uçak yere, düşeceksiniz, bir şey olacak, sabredin 2 dakika, oturun hemen”  diye bağırdık artık. Derken, ilk sırada oturan bir adam çekti kadını oturttu.

“Otur diyorlar oturun yahu, boşa söylemiyorlar” dedi kızgınlıkla. Kadın “hıh” dercesine bakıyor adama.

Ve indik.. Anca oturan ve kemerini bağlamayan kadın, zor tutundu uçak fren yaparken.

Oh bak gördün mü nasıl oluyormuş mu diyeyim şimdi? Bu mu çocuk yetiştirme şekli diyeyim? Ne diyeyim?..

Uçak durunca, “Buyurun” dedim, “Şimdi kullanabilirsiniz tuvaleti”

“İki dakika önce sokaydın ya”

“İki dakika önce güvenli değildi, şimdi güvenli. Siz daha fazla bekletmeyin çocuğu, çıkınca açıklayayım ben”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.

%d blogcu bunu beğendi: